Sanırım izlediğim ilk Kore yapımı filmdi.
Yönetmen de yapımcı da senarist de Kim Ki Duk.
Açıkçası çok enterasandı, nolcak acaba diye diye filmi bitirdim.
Hikaye bence güzeldi. Şöyle ki,
Genç zehir gibi bir genç oğlan, Bmw motorsikletiyle sokak sokak dolaşıp kapılara el ilanı dağıtmakta. Bir süre sonra dönüp el ilanlarının hala asılı kaldığı yani muhtemelen boş olan evlere her türlü kilidi açmak suretiyle girmekte.
Çocuk iyi niyetle "şöyle bi takılıp çıkacam" edasıyla evde kendi eviymiş gibi bazen birkaç gün bazen bir kaç saat geçiriyor. Yiyiyor içiyor, evdeki bozuk her türlü aleti tamir ediyor, bir de her evde çamaşır yıkıyor. Yıkıyor dediysem makineye falan da atmıyor , elde. Ben bu Kore'de hiçbir evde çamaşır makinesi yok galiba derken, fimin sonlarında makinenin var olduğunu, bu elde yıkama mevzusunun tamamen çocuğun takıntısı olduğunu anlıyorum.
Bu evlerden birinde bir kadın olduğunu farketmiyor, kadın bunu evdeyken izliyor, sonunda birbirlerini görüyorlar, halihazırda kocasından devamlı şiddet gören kadın, kocası da geldikten sonra gözüne soka soka oğlanla gidiyor. Aynı şeyi bu sefer iki kişi yapmaya devam ediyorlar. Aşk da tabi akabinde peydah oluyor.
Hikaye burdan sonra daha da güzelleşiyor. Oğlan bu maceraların birinde hapse düşüyor, ama ne kadın ne de adam bir tek kelime bile konuşmuyorlar kesinlikle, bu yüzden kendilerini müdafa da etmemiş oluyorlar. Bu hapis hayatında oğlan artık kafayı sıyırmakla kendini eğitmek arasında bir yerlerde geziyor. Hapisten çıkınca da sevgilisine değişik de olsa bir dönüş yapıyor.
Filmin sonunda da "yaşadığımız dünya hayal mi gerçek mi söylemek zor" diyerek bitiriyorlar.
17 Eylül 2011 Cumartesi
16 Eylül 2011 Cuma
Carlito's Way 1993
Nerden duyup/bulup indirmişim bilmiyorum, izlenecek filmlerim arasından rastgele seçtim keyifli bir akşam için. Ama yanlış seçim.
Açıkçası Carlito (Al Pacino) Gail 'le (Penelope Ann Miller) buluşana kadar film acayip sıkıcıydı. Çok klasik gelmişti. Tabi biraz da cinsiyet icabı olsa gerek aşk vakaları daha çok dikkatimi çekti zannımca. Gerçekten Kadir İnanır'ın hapisten çıkıp, bir daha o "aleme" ayak basmamaya yemin etmesi, fakat daha ilk adımda kaderin cilvesiyle batağa itilmesinin bir olması tadında klasik bir senaryoydu yani. Tek fark Carlito Kadir abiye nazaran biraz mezhebi genişti. Bir de abla çok güzeldi hakkaten. Çekimlerde de öyle bir fevkaladelik yoktu, hatta tekneli cinayet sahnesi çok uyduruktu. He son sahnelerde duygulanmadım mı? Tüh bee demedim mi? Dedim, Yeşilçam'ı izlerken de diyorum. (Gerçi bizde daha çok mutlu sona bağlarlar)
Açıkçası Carlito (Al Pacino) Gail 'le (Penelope Ann Miller) buluşana kadar film acayip sıkıcıydı. Çok klasik gelmişti. Tabi biraz da cinsiyet icabı olsa gerek aşk vakaları daha çok dikkatimi çekti zannımca. Gerçekten Kadir İnanır'ın hapisten çıkıp, bir daha o "aleme" ayak basmamaya yemin etmesi, fakat daha ilk adımda kaderin cilvesiyle batağa itilmesinin bir olması tadında klasik bir senaryoydu yani. Tek fark Carlito Kadir abiye nazaran biraz mezhebi genişti. Bir de abla çok güzeldi hakkaten. Çekimlerde de öyle bir fevkaladelik yoktu, hatta tekneli cinayet sahnesi çok uyduruktu. He son sahnelerde duygulanmadım mı? Tüh bee demedim mi? Dedim, Yeşilçam'ı izlerken de diyorum. (Gerçi bizde daha çok mutlu sona bağlarlar)
Tırnak içinde
Bugün afiilli filintaları okuyordum. Emrah Serbes i.
Hisler Ansiklopedisi yazısı beni çok şaşırttı.
Hikayede de çok klasik olduğu belirtildiği üzere bir kadın, neden üzgün olduğunu yanındaki gence : “Kadınlar bekliyorlar, güvenebilecekleri bir adam arıyorlar. Sonra da o adamın piçin biri olduğu ortaya çıkıyor. Ve böylece bir kere kırılması gereken kalpleri iki kere kırılıyor.”
diye söyledikten sonra oğlana kız arkadaşı olup olmadığını ve onu elinde tutmak istiyorsa eğer, evet kilit öneri ve düşünce şimdi geliyor:
Hisler Ansiklopedisi yazısı beni çok şaşırttı.
Hikayede de çok klasik olduğu belirtildiği üzere bir kadın, neden üzgün olduğunu yanındaki gence : “Kadınlar bekliyorlar, güvenebilecekleri bir adam arıyorlar. Sonra da o adamın piçin biri olduğu ortaya çıkıyor. Ve böylece bir kere kırılması gereken kalpleri iki kere kırılıyor.”
diye söyledikten sonra oğlana kız arkadaşı olup olmadığını ve onu elinde tutmak istiyorsa eğer, evet kilit öneri ve düşünce şimdi geliyor:
“O zaman onu sürekli suçla,” dedi. “Bazen suçlama sürekli suçla. Suçsuzluğunu kanıtlayamadığı sürece sana kötü davranamaz.”
“Niye öyle yapsın ki?”
“Çünkü kadınlar doğuştan suçlu olduklarına inanmaya yatkındırlar.”
dedi.
Hiç buna benzer bir tez duymamıştım, gerçekten doğru mu bu peki?
Belki kadın olmakla ilgili konularda evet. Belki kendimizi çok sevdiğimizde hayır.
Sürekli suçlanarak elde tutulmak değil de kadınların doğuştan suçlu olduklarına inanmaya yatkınlığı konusuna evet diyen hislerim var sanırım.
13 Eylül 2011 Salı
TRT'de güzel diziler vardı
1- YEDİ NUMARA (2000 lerin başı)
Yedi numara efsaneydi. Ayten'le Recep'in laf sokuşmaları, Sabit'in Vahit Emmi'ye kaynamaları, Zeliha'nın evhamlı cümleler bütünü... Ne güzel bir evdi onlarınki, ne güzel diyalogları vardı , ne komikti, hep sevdik, ve seveciğiz.
2- KARTALLAR YÜKSEK UÇAR (80 ler)
Ben tv den izleyemedim. Daha sonradan öğrenip, internetten bulabildiğim kadarını izledim. Özellikle repliklere bayıldım. Çok aradım son kısımlarını ancak bulamadım. Selda Alkor ile Sadri Alışık bir dizi filmde biraraya gelmişler, senaryoyu da Atilla İlhan yazmış az şey mi?
Hele Sadri Alışık'ın bulunduğu bir rakı sofrası vardır, "kimseye etmem şikayet" i söyler, ömre bedeldir efenim, bkz:
3- BİZİMKİLER (90 lar)
Önce Trt'de sonra Star'da en son da Show'da izledik. Tam 458 bölüm çekmişler, vay anasını. Hele Erdal Özyağcılar'ın diziden ayrıldığı dönemi unutamıyorum, tüm ev ahalisi nasıl kızmıştı ona. Adam ondan sonra hangi diziye başlasa "tutunamaz o, bunu da bırakır kesin, bırak yaa" nidaları yükseliyordu. Çok gerçekçiydi, çok bizdendi hikaye ve diyaloglar.
Yedi numara efsaneydi. Ayten'le Recep'in laf sokuşmaları, Sabit'in Vahit Emmi'ye kaynamaları, Zeliha'nın evhamlı cümleler bütünü... Ne güzel bir evdi onlarınki, ne güzel diyalogları vardı , ne komikti, hep sevdik, ve seveciğiz.
2- KARTALLAR YÜKSEK UÇAR (80 ler)
Ben tv den izleyemedim. Daha sonradan öğrenip, internetten bulabildiğim kadarını izledim. Özellikle repliklere bayıldım. Çok aradım son kısımlarını ancak bulamadım. Selda Alkor ile Sadri Alışık bir dizi filmde biraraya gelmişler, senaryoyu da Atilla İlhan yazmış az şey mi?
Hele Sadri Alışık'ın bulunduğu bir rakı sofrası vardır, "kimseye etmem şikayet" i söyler, ömre bedeldir efenim, bkz:
3- BİZİMKİLER (90 lar)
Önce Trt'de sonra Star'da en son da Show'da izledik. Tam 458 bölüm çekmişler, vay anasını. Hele Erdal Özyağcılar'ın diziden ayrıldığı dönemi unutamıyorum, tüm ev ahalisi nasıl kızmıştı ona. Adam ondan sonra hangi diziye başlasa "tutunamaz o, bunu da bırakır kesin, bırak yaa" nidaları yükseliyordu. Çok gerçekçiydi, çok bizdendi hikaye ve diyaloglar.
12 Eylül 2011 Pazartesi
Hayatta Mütemadiyen İmrendiğim Birkaç İnsan Var
1-NURAY YILMAZ
Küçüklüğümden beri, o görüntüsü hiç değişmeyen abla ne de güzel gezdi memleketi. O köy senin, bu kasaba benim. Yurdu her türlü turistik olsun, keşfedilmemiş olsun karış karış gezip çeken insan.
Tanınmışlığı sayesinde de her köyde mutlulukla karşılanan, en dayanılmazı da köyde kadınların yemek hususunda birbiriyle yarışması neticesinde ekran karşısındaki biz garibanları şişim şişim şişiren, çatım çatım çatlatan hanım!
Yetmedi birara yurtdışındaki gurtbetçilerin yanına da gittiydi.
Yerli turizme katkısı büyük insan, seni hep kıskandım ve de kıskanacağım!
2- MEHMET YAŞİN
CnnTürk'te Yol Üstü Lezzet Durakları ile tanıdım. Yuvalamaları, lokumları güp güp götürürken beni ekran karşısında yutkunduran, iştahımı kabartan, onun tabiriyle "damak çatlatan" tatlara bizi koşturan adam. Tabi gidip yiyebildiklerimiz oluyor, yiyemediklerimiz oluyor, insanın içinde kalıyor, çoğunu merak ediyoruz. Böyle işe can kurban can!
3- FATİH TÜRKMENOĞLU
Her yaz tatil yörelerini karış karış gezen adam. Sahil Günlüğü programının sunucusu.
Gün olur Dalaman'da botlara biner buz gibi sulara atlar 'yorulur' . Gün olur "Türkiye'de
görülmesi gereken 101 yer" diye kitap yazar. Aaaah Ah! Nasıl hayıflanılmaz arkadaşım, nasıl iç geçirilmez böyle işlere!
Neyse neyse, söylenmek bir kenara dursun, iyi oluyor bir yandan da, bunları gördükçe, gidesi, yiyesi geliyor insanın. Hemen gidemese bile kafasında bir yeri oluyor.
Küçüklüğümden beri, o görüntüsü hiç değişmeyen abla ne de güzel gezdi memleketi. O köy senin, bu kasaba benim. Yurdu her türlü turistik olsun, keşfedilmemiş olsun karış karış gezip çeken insan.
Tanınmışlığı sayesinde de her köyde mutlulukla karşılanan, en dayanılmazı da köyde kadınların yemek hususunda birbiriyle yarışması neticesinde ekran karşısındaki biz garibanları şişim şişim şişiren, çatım çatım çatlatan hanım!
Yetmedi birara yurtdışındaki gurtbetçilerin yanına da gittiydi.
Yerli turizme katkısı büyük insan, seni hep kıskandım ve de kıskanacağım!
2- MEHMET YAŞİNCnnTürk'te Yol Üstü Lezzet Durakları ile tanıdım. Yuvalamaları, lokumları güp güp götürürken beni ekran karşısında yutkunduran, iştahımı kabartan, onun tabiriyle "damak çatlatan" tatlara bizi koşturan adam. Tabi gidip yiyebildiklerimiz oluyor, yiyemediklerimiz oluyor, insanın içinde kalıyor, çoğunu merak ediyoruz. Böyle işe can kurban can!
3- FATİH TÜRKMENOĞLU
Gün olur Dalaman'da botlara biner buz gibi sulara atlar 'yorulur' . Gün olur "Türkiye'de
görülmesi gereken 101 yer" diye kitap yazar. Aaaah Ah! Nasıl hayıflanılmaz arkadaşım, nasıl iç geçirilmez böyle işlere!
Neyse neyse, söylenmek bir kenara dursun, iyi oluyor bir yandan da, bunları gördükçe, gidesi, yiyesi geliyor insanın. Hemen gidemese bile kafasında bir yeri oluyor.
11 Eylül 2011 Pazar
Olabileceğin en iyisi en güzeli!
Emine Ülker Tarhan'ın sevgili kızı Tuğçe Tarhan! Resmen hayallerimin gelinliğini giymişsin! Hele o saç
hele o duvak, neredeyse tam olabileceğin en iyisi olmuş, bravo bravo!:))
hele o duvak, neredeyse tam olabileceğin en iyisi olmuş, bravo bravo!:))
10 Eylül 2011 Cumartesi
Herkes Yurda Dönsün Ulen
Başlarda oh ne güzel sessiz sedasız diyodum. Kafamı dinliyorum ders mers de yok diyodum.
Ama valla insan ses istiyor arkadaş, bu nedir, 4 katlı yurtta bir elin parmaklarını geçmiyor sayımız, diğerleri nerde zaten bilmiyorum. Benim kat morgdan daha sesli/canlı değil. Belki de fırtına öncesi durumlardır bilemedim.
9 Eylül 2011 Cuma
ölmezsem
- Yarın istediğim kadar uyuycam.
- Elimdeki kitaplardan birine sardırcam, nerdeyse 3 haftadır hiç açamadım kapaklarını.
2- Sait Faik Abasıyanık - Lüzumsuz Adam
3- Sait Faik Abasıyanık - Şimdi sevişme vakti ve diğer şiirleri (Pek şiir sevmem ama bakalım)
4- Oğuz Atay - Tutunamayanlar (belki bu sefer bitiririm) :) (belki bu sefer daha yakın hisseder, onu anlarım)
Şıkulaaaaapsss!
Noldu şimdi bitti mi? Tamam daha defter işi var ama bitti mi?
Fazlaca duygu iniş çıkışıyla, hergün farklı bir bakış açısıyla gittim geldim stajlarıma.
Gerçekten her gün işten dönüşte kafamda başka fikir, başka seçenek, 30 tane ihtimal, 40 tane farklı istek.
Mala bağladım iyice. Aynı sektörün farklı kanallarını görerek kendine yol seçmeye çalışmak da zor arkadaş. Mezuniyete yaklaşmak stresli iş vesselam.
Hayır madem sen kendi içinde kararsızlıklar, tutarsızlıklar yaşıyorsun, bırak içinde kalsın ya, bırak dursun o orda.
Bi çeneni tut da her aklındakini sese çevirme. Yakınındakiler de sinir sahibi olmasın bırak.
Ama tabi madem fiziksel olarak bitti bu staj, buyrun şu anki fikrim:
Sonuç olarak; bu yaz gözlemlediklerim arasından iş kolları olarak şöyle düşünüyorum şu an:
*Üst yapı dizayn = ukte = prestij (tezat biçimde genelde para sıkıntısı çok)
*Zemin Etüd= Düz
*Zemin tasarım = Spesifik
*Planlama= Oldukça Esnek (her dalın ihtiyacı)= Kendi işini yapmaya güzel hazırlık =İşletmecilik
*İhale Hazırlık= Tam içinde bulunamadım ama bana heyecanlı göründü=planlamayla paralel çoğu zaman
Ama evvela
** Bir şantiye bitirmek = şart
Fazlaca duygu iniş çıkışıyla, hergün farklı bir bakış açısıyla gittim geldim stajlarıma.
Gerçekten her gün işten dönüşte kafamda başka fikir, başka seçenek, 30 tane ihtimal, 40 tane farklı istek.
Mala bağladım iyice. Aynı sektörün farklı kanallarını görerek kendine yol seçmeye çalışmak da zor arkadaş. Mezuniyete yaklaşmak stresli iş vesselam.
Hayır madem sen kendi içinde kararsızlıklar, tutarsızlıklar yaşıyorsun, bırak içinde kalsın ya, bırak dursun o orda.
Bi çeneni tut da her aklındakini sese çevirme. Yakınındakiler de sinir sahibi olmasın bırak.
Ama tabi madem fiziksel olarak bitti bu staj, buyrun şu anki fikrim:
Sonuç olarak; bu yaz gözlemlediklerim arasından iş kolları olarak şöyle düşünüyorum şu an:
*Üst yapı dizayn = ukte = prestij (tezat biçimde genelde para sıkıntısı çok)
*Zemin Etüd= Düz
*Zemin tasarım = Spesifik
*Planlama= Oldukça Esnek (her dalın ihtiyacı)= Kendi işini yapmaya güzel hazırlık =İşletmecilik
*İhale Hazırlık= Tam içinde bulunamadım ama bana heyecanlı göründü=planlamayla paralel çoğu zaman
Ama evvela
** Bir şantiye bitirmek = şart
7 Eylül 2011 Çarşamba
Kapı Önü Gevezeliği
Az evvel Öyle Bir Geçer Zaman Ki'nin yeni sezon ilk bölümünü izledim.
Ders programı hazırlayacak olmanın heyecanını bile yenip, bir iki bir şey kenara yazmadan edemedim.
Evvela, Osman'ı bir daha ağlatmasınlar, olmamış, o da küçük çocuk neticede, her şeyi mükemmel yapamayabilir, ağlayamamış işte, çok zorlama olmuş!
Osman kadar Berrin de ağlayamıyor kuzum. Hele annelik hiç olmamış, " çocuğumu istemeyerek doğurdum anneliği" de çok yapmacık. Kendim Hakan'la evlenmişim de ondan çocuk yapmışım gibi üzülüyorum tam, o sahte ağlama, o tuhaf " annelik" tavırları beni dizinin havasından alıp dışarı atıyor gibi gibi.Bunlara rağmen görüntü hakkaten süper perişan olmuş, gayet başarılı. O derbeder havayı soluduk onla.
Ve ve tabi ki Hakan'ın babası her zaman favorim, o adam sanırım dizide bana en gerçek gelen adam. Sesi olsun, hareketleri olsun, sanki gerçekte de Ekrem Tatlıoğlu. O kulağıyla oynaması falan bayılıyorum bayılıyorum. Vurulduğu sahneyi hala unutamıyorum, gördüğüm en iyi vurulan adam o :)
Aylin de güzelliğine güzellik katmış arkadaş! Afetti zaten, 3 le çarpmış kendini, saçlar kaşlar (özellikle kaşlarına bayılıyor ve de çok kıskanıyorum) falan derken kıyafetleriyle de on numaraya yaklaşmış, güzelliğini seyretmekten varsa da bi yanlışını yakalayamadım sanırım, bu güzelliğin hayrını görsün diyoruz burdan tüm hemcinsleri olarak. Nazar etmemeye çalışıyoruz efem.
Tahminen o Jale kesin patronun kızı çıkacak, Mete o garson kıza aşık olduktan sonra klasik bir Türk filmi vakası izleyeceğiz orda biz. Tehditler falan.
Eğer Aylin ölmezse ki bence ölmez, kesin Soner'in gözü dönecek sinirden ve üzüntüden, dolayısıyla bu sezon kavuşur onlar. Zaten Murat çok sinir bozucu olmaya başladı, hele de o saçlarla.
Berrin'e çok yazık olmuş yalnız. Bir genç kızın en kötü 2. ya da 1. kabusu olsa gerek sevmediği bir adamla evlenmek mecburiyetinde kalmak ve bir de ondan çocuk sahibi olmak. Şimdi Ahmet'le nolur bilemedim onu.
Ders programı hazırlayacak olmanın heyecanını bile yenip, bir iki bir şey kenara yazmadan edemedim.
Evvela, Osman'ı bir daha ağlatmasınlar, olmamış, o da küçük çocuk neticede, her şeyi mükemmel yapamayabilir, ağlayamamış işte, çok zorlama olmuş!
Osman kadar Berrin de ağlayamıyor kuzum. Hele annelik hiç olmamış, " çocuğumu istemeyerek doğurdum anneliği" de çok yapmacık. Kendim Hakan'la evlenmişim de ondan çocuk yapmışım gibi üzülüyorum tam, o sahte ağlama, o tuhaf " annelik" tavırları beni dizinin havasından alıp dışarı atıyor gibi gibi.Bunlara rağmen görüntü hakkaten süper perişan olmuş, gayet başarılı. O derbeder havayı soluduk onla.
Ve ve tabi ki Hakan'ın babası her zaman favorim, o adam sanırım dizide bana en gerçek gelen adam. Sesi olsun, hareketleri olsun, sanki gerçekte de Ekrem Tatlıoğlu. O kulağıyla oynaması falan bayılıyorum bayılıyorum. Vurulduğu sahneyi hala unutamıyorum, gördüğüm en iyi vurulan adam o :)
Aylin de güzelliğine güzellik katmış arkadaş! Afetti zaten, 3 le çarpmış kendini, saçlar kaşlar (özellikle kaşlarına bayılıyor ve de çok kıskanıyorum) falan derken kıyafetleriyle de on numaraya yaklaşmış, güzelliğini seyretmekten varsa da bi yanlışını yakalayamadım sanırım, bu güzelliğin hayrını görsün diyoruz burdan tüm hemcinsleri olarak. Nazar etmemeye çalışıyoruz efem.
Tahminen o Jale kesin patronun kızı çıkacak, Mete o garson kıza aşık olduktan sonra klasik bir Türk filmi vakası izleyeceğiz orda biz. Tehditler falan.
Eğer Aylin ölmezse ki bence ölmez, kesin Soner'in gözü dönecek sinirden ve üzüntüden, dolayısıyla bu sezon kavuşur onlar. Zaten Murat çok sinir bozucu olmaya başladı, hele de o saçlarla.
Berrin'e çok yazık olmuş yalnız. Bir genç kızın en kötü 2. ya da 1. kabusu olsa gerek sevmediği bir adamla evlenmek mecburiyetinde kalmak ve bir de ondan çocuk sahibi olmak. Şimdi Ahmet'le nolur bilemedim onu.
5 Eylül 2011 Pazartesi
Lan?
Sabah akbilimi unutmuşum
"Aylık yükleyecektim ya, döneyim de alayım" dedim.
Gittim aldım, metrodan çıkınca bi baktım sanki akbili bedava dağıtıyorlar, öyle sıra var !
Tam "lan bu sıraya girilir mi" diye karar vermeye çalışıyorum, koskocaman ve de kıpkırmızı yapıştırmışlar yazıyı :
aylık indirimli öğrenci seyehat kartı : 70 TL
Allah razı olsun, çok yardımcı oldular. Hemen metroya inip, makinadan bi 10-20 TL yükleyip gideyim yoluma dedim.
Makinada da akbil gişesini aratmayan bir kuyruk mevcuttu tabi, hiç pratik olamayan ve sırada benden önde olan onlarca güzel insanı bekledim evet.
Neyse koşa koşa otobüs duraklarına koştum, benim her sabah tam zamanında kalkan sevgili otobüsüm bugün sırf ben geç kaldım diye olsa gerek, tam 35 dakika sonra geldi.
Tam kuyruktaki asabi ahali, açılan kapıdan içeri dalıp basıp gideceğimizi zannederken , şöför önce indi sonra kapıları falan kapadı gitti, lan 5 dk oldu yok, 10 dk oldu yok. Hareket amirliğinde bu kadar ne işi olabilir diye düşünürken, kuyruktaki insanlar falan iyice sinirden saçmalamaya başladılar artık.
Meğer adam işemeye gitmiş, bunu da gayet tabî olarak söylüyor, kendini kaybetmiş ahaliye.
Neyse efenim biz artık bindik, gitmeye çalışıyoruz, tam köprüye girdik vınlıyoruz, ben de o sırada kendimi test ediyor Sezen Aksu'nun "Düğün" şarkısını ağlamadan hıçkırmadan dinlemeye çalışıyorum, arkada amcanın biri bayılmış/fenelaşmış ve koskoca otobüste bir gıdım su yok iyi mi?
Kolonyalı mendilimin bile olmayışına bu sefer de başka bir açıdan hayıflandıktan sonra neyseki adamı kendine getirmişler.
Öğlen yemeğinde de bembeyaz bluzumla ve bir önceki yazımda aldığımı ilan ettiğim eteğe köfte sosu döktüm, o kesin nazardır tabi:)
Akşam özene bezene temizlik malzemeleri alıp, 4 makine çamaşır attım.
Bütün yıl hayvan gibi çalışan çamaşırhane, bomboş yurtta bir benim çamaşırların yüküne dayanamamış, isyan etmiş. Bir baktım ki, sigortalarını attırmış:( Ben düğmeyi kaldırıyorum, makinalar çalışıyor, tam gidicem, gene atıyor, rahat 5 kere yaşadım bunu. Eeh!
Baktım bu böyle olmayacak, gittim güzelcene abdestimi aldım, şimdi bir daha deneyeceğim, biz buna orta okulda mı, lise de mi kontrollü deney diyorduk:)
Bi bakıp geleyim o zaman:)
Gittim aldım, metrodan çıkınca bi baktım sanki akbili bedava dağıtıyorlar, öyle sıra var !
Tam "lan bu sıraya girilir mi" diye karar vermeye çalışıyorum, koskocaman ve de kıpkırmızı yapıştırmışlar yazıyı :
aylık indirimli öğrenci seyehat kartı : 70 TL
Allah razı olsun, çok yardımcı oldular. Hemen metroya inip, makinadan bi 10-20 TL yükleyip gideyim yoluma dedim.
Makinada da akbil gişesini aratmayan bir kuyruk mevcuttu tabi, hiç pratik olamayan ve sırada benden önde olan onlarca güzel insanı bekledim evet.
Neyse koşa koşa otobüs duraklarına koştum, benim her sabah tam zamanında kalkan sevgili otobüsüm bugün sırf ben geç kaldım diye olsa gerek, tam 35 dakika sonra geldi.
Tam kuyruktaki asabi ahali, açılan kapıdan içeri dalıp basıp gideceğimizi zannederken , şöför önce indi sonra kapıları falan kapadı gitti, lan 5 dk oldu yok, 10 dk oldu yok. Hareket amirliğinde bu kadar ne işi olabilir diye düşünürken, kuyruktaki insanlar falan iyice sinirden saçmalamaya başladılar artık.
Meğer adam işemeye gitmiş, bunu da gayet tabî olarak söylüyor, kendini kaybetmiş ahaliye.
Neyse efenim biz artık bindik, gitmeye çalışıyoruz, tam köprüye girdik vınlıyoruz, ben de o sırada kendimi test ediyor Sezen Aksu'nun "Düğün" şarkısını ağlamadan hıçkırmadan dinlemeye çalışıyorum, arkada amcanın biri bayılmış/fenelaşmış ve koskoca otobüste bir gıdım su yok iyi mi?
Kolonyalı mendilimin bile olmayışına bu sefer de başka bir açıdan hayıflandıktan sonra neyseki adamı kendine getirmişler.
Öğlen yemeğinde de bembeyaz bluzumla ve bir önceki yazımda aldığımı ilan ettiğim eteğe köfte sosu döktüm, o kesin nazardır tabi:)
Akşam özene bezene temizlik malzemeleri alıp, 4 makine çamaşır attım.
Bütün yıl hayvan gibi çalışan çamaşırhane, bomboş yurtta bir benim çamaşırların yüküne dayanamamış, isyan etmiş. Bir baktım ki, sigortalarını attırmış:( Ben düğmeyi kaldırıyorum, makinalar çalışıyor, tam gidicem, gene atıyor, rahat 5 kere yaşadım bunu. Eeh!
Baktım bu böyle olmayacak, gittim güzelcene abdestimi aldım, şimdi bir daha deneyeceğim, biz buna orta okulda mı, lise de mi kontrollü deney diyorduk:)
Bi bakıp geleyim o zaman:)
26 Ağustos 2011 Cuma
Veeeee Beklenen an GEldiiiiiiiii!
Sabahtan beri bir içimdeki sevgi kelebeği daha fazla duramadı canlandı çıktı benden,
mutluyum , mutlusun, mutlu olmalılar diye diye, hop hop seke seke, günü ve haftayı, ve kalan 1 haftalık stajımı da saymazsak dönemi kapatıyoruz arkadaşım!
Daha da güzeli, anamı babamı, gardaşlarımı, biricik ve de içi dolu turşucuk yeğenimi, tabi ki de canımın datlı köşesi kankalarımı, eşi dostu akrabayı, nartanem sevgilimi GÖRECİĞİİM!!!
Tabi ki azcık da olsa bayramlık bakmadan gidemezdim, elbette bunu yapmadan olmazdı....
Ve evet o eteği aldım! BKZ: MANGO
mutluyum , mutlusun, mutlu olmalılar diye diye, hop hop seke seke, günü ve haftayı, ve kalan 1 haftalık stajımı da saymazsak dönemi kapatıyoruz arkadaşım!
Daha da güzeli, anamı babamı, gardaşlarımı, biricik ve de içi dolu turşucuk yeğenimi, tabi ki de canımın datlı köşesi kankalarımı, eşi dostu akrabayı, nartanem sevgilimi GÖRECİĞİİM!!!
Tabi ki azcık da olsa bayramlık bakmadan gidemezdim, elbette bunu yapmadan olmazdı....
Ve evet o eteği aldım! BKZ: MANGO
25 Ağustos 2011 Perşembe
arkadaş tavsiyesi candır:) modern sabahlar
radyoya olan soğukluğumu tamamen çözen programdır. Tanıtan arkadaşlara selam olsun:))
İstanbul'dan çekmeyince ve her dakka da net başında olmayınca, podcast denen yararlı icattan programları indirip (bkz:http://www.radyoodtu.com.tr/podcast.asp?chid=1) dinliyoruz.
Sabah sabah yürürken salak salak gülen insanların sebebi böyle şeyler olabiliyormuş demek ki dedim, yürürken, bilimum toplu taşıma araçlarında falan, milletin suratına doğru kıs kıs gülüyorum valla, sefam olsun, ömrüm uzasın!
Şiddetle tavsiye edilir efenim:) Gençlik geyiğe doysun:)
İstanbul'dan çekmeyince ve her dakka da net başında olmayınca, podcast denen yararlı icattan programları indirip (bkz:http://www.radyoodtu.com.tr/podcast.asp?chid=1) dinliyoruz.
Sabah sabah yürürken salak salak gülen insanların sebebi böyle şeyler olabiliyormuş demek ki dedim, yürürken, bilimum toplu taşıma araçlarında falan, milletin suratına doğru kıs kıs gülüyorum valla, sefam olsun, ömrüm uzasın!
Şiddetle tavsiye edilir efenim:) Gençlik geyiğe doysun:)
24 Ağustos 2011 Çarşamba
kırklanmak lazım, olmuyor böyle
Yaz başından beri kişilik sahibi, azimli, her türlü cin fikrin sahibi bir sürü sivri sinekle beraber yaşadım.
Evet başlarda çok mücadele ettim, önce kan dökülmesin diye, kendime "off" sürdüm, koktu bana sevmedim.
Sonra, elektrolikit aldım, ancak %50 filan etkili olabiliyor maalesef:(
En son da, yapıştırmalı pencere sineklik tülü aldım.
Ama az evvel anladım ki, bu kanı bu sinek emecek arkadaş, emerken de, bir o kulağımı bir bu kulağı en son raddesine kadar taciz edicek ki bi iyice uyanayım. O tül pencerede durmayacak, tabi ki yapışkanları tam tutmayacak tülü takana kadar. Bi yapışsa üstüne pencereyi örtüp bekletecektim ama nasip değilmiş, kendimi dördüncü kattan atma seviyesine gelince durdum.
Bir şey değil bir kere uyanınca en az 2-3 tane avlamadan yatmıyorum ama gene de bana mısın demiyor namuzsuzlar. Kevgire döndü her yerim.
Velhasıl kelam, o tülü takacam diye, içerde ışık, pencere sonuna kadar açık, kabak gibi hedef haline getirdim kendimi, kim bilir şu anda göremediğim kaç sinek, aç karnını benimle doyuracak.
Üstelik daha ben bu saat oldu akşam yemeği yemedim ulan!
Evet başlarda çok mücadele ettim, önce kan dökülmesin diye, kendime "off" sürdüm, koktu bana sevmedim.
Sonra, elektrolikit aldım, ancak %50 filan etkili olabiliyor maalesef:(
En son da, yapıştırmalı pencere sineklik tülü aldım.
Ama az evvel anladım ki, bu kanı bu sinek emecek arkadaş, emerken de, bir o kulağımı bir bu kulağı en son raddesine kadar taciz edicek ki bi iyice uyanayım. O tül pencerede durmayacak, tabi ki yapışkanları tam tutmayacak tülü takana kadar. Bi yapışsa üstüne pencereyi örtüp bekletecektim ama nasip değilmiş, kendimi dördüncü kattan atma seviyesine gelince durdum.
Bir şey değil bir kere uyanınca en az 2-3 tane avlamadan yatmıyorum ama gene de bana mısın demiyor namuzsuzlar. Kevgire döndü her yerim.
Velhasıl kelam, o tülü takacam diye, içerde ışık, pencere sonuna kadar açık, kabak gibi hedef haline getirdim kendimi, kim bilir şu anda göremediğim kaç sinek, aç karnını benimle doyuracak.
Üstelik daha ben bu saat oldu akşam yemeği yemedim ulan!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











