20 Mart 2011 Pazar

zeytinli cevizli tuzlu kurabiye

malzemeler
1 çb yoğurt
1çb sıvı yağ
yarım paket tereyağı(125 gr)
1 paket kabartma tozu
1 yumurta (sarısı üstüne)
1 paket kabartma tozu
zeytin
ceviz (iri dövülmüş)
1 tatlı kaşığı sirke
1 çay kaşığı tuz (zeytin çok tuzluysa daha az olabilir)
1 fiske şeker
(aldığı kadar un)(kulak memesi mevzuu)


13 Mart 2011 Pazar

aynı fotoğraf karesi

Şimdilerde cereyan eden her türlü aile kurumunun oluşumu ve genişlemesi mevzularında, mutluluğun bir parçası: hepberaber olmak.

Maalesef, hayatımın en güzel yıllarında annemle babamın ayrılması, hele bu şoku atlattıktan sonra daha da hissedilir derecede rahatsız edici.

Yeğenimin doğumunda bile birinin hastaneye girmesi, öbürünün çıkmasına bağlıydı.

Şimdi baktığımda, sanıyorum hiçbir mutlu günümde aynı fotoğraf karesine giremeyeceğiz. Daima ortam gergin olacak, daima ailenin içinde olması gereken kutlamaları minimum düzeyde geçsin diye çabalamakla ve  uktelerimizle yaşayıp gidicez.


Tek duam, eğer bir aile kurabilirsem, bunları onlara yaşatmayayım hiçbir zaman. Elbette kimse istemezdi ama n'olur ben bunun içinde bir daha hiç olmayayım.

bu cuma

efenim, bu cuma, aylardır beklenen, 3 haftadır kesin kararı verilip, planları yapılmış, namı diğer dikiş makinamı alacağım kısmetse. Singer Fashion 4205
kendisinin yeni başlayanlar için ideal olduğunu, olayı iyice kapana kadar nazımı ve acemiliğimi çekeceğini umuyorum. Bu satın alma planlarıyla, evvelden var olan dikiş takımlarımı bulamamak beni ayrıca bir masrafa sokacağa benzese de, yapacak birşey yok, bu duygusal dönemimimde bana iyi bir arkadaş olması dileğiyle:)

edit: yoğun tavsiyeler üzerine dün Tradition 2259 u almış bulunuyorum, vatana millete hayırlı uğurlu olsun.


hemen bir etek denemesine giriştim amma, zalim ödevler bırakmıyor ki bitirelim! tabi acemilik te olunca, uzun sürebilitesi kaçınılmaz.

6 Mart 2011 Pazar

gelecek gelecek mi haftasonusu

Görünce depreşiliyor işte.
Öyle kafelerde, buluşmaya çalışıp, birbirimizi görmeye, hasret gidermeye çalışmak artık zor geliyor.
Hemen bu girdiyle kafa onunla hayat planlamaya başlıyor tabi.
En ufak detaylar geliyor insanın aklına. Cinsiyet gereği bi didikleme söz konusu, Allah vergisi ona yapacak bişey yok.
Kare kare herşey.
Eğer varsa ömrüm, bu gidişatta bi aksaklık olmazsa yapmak ve yaşamak istediğim şeyler tabiki arşa varıyor kolaylıkla.
Tek bi kelimede toplamak istersek : huzur tabiki...

5 Mart 2011 Cumartesi

UKTE

ben ne güzel dikiş dikecektim, öğrenecektim.
Kendi hayallerimdekileri yapabilecektim, beğendiğim kumaşları alabilecektim:(
Olmadı yar. :(
Aklım başıma geldiğinde vakit yoktu, vakit olduğunda öğretecek yoktu, hevesimi kıran da çoktu.
Ama içimde ukte kaldı:(
Öğrenip de dikerim diye aldığım kumaşları kıyıp da terziye bile götüremiyorum ki:(
Taksitle makineye mi girsem acaba, boş oldukça kurcalar, öğrenirdim birşeyler....
Evdekini bozmuştum en son:(

21 Şubat 2011 Pazartesi

elmalı pasta (tarif Ordu' dan)

Kaybolmasın diye yazabileceğim en iyi yer kendi blogumdu:)resmi çekene kadar 2 tepsi pasta biter gibi ettiydi:)

Malzemeler
1 paket margarin (oda sıcaklığında yumuşak olcak, tavada falan değil)
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı nişasta
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı toz veya pudra şekeri
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
aldığı kadar un (kulak memesi olayı)

içi için:
3 elma rendelennip, keyfe göre şekerle tavada ağır ağır kavrulur, indirmeye yakın tarçın koyulacak,
arzuya göre biraz ceviz içi de koyulabilir

100 derecede önceden 15 dk ısıttığımız fırında 200 derecede yarım saatte pişirdik
pudra şekerri tabiki de üstüne serpilerek ikram edilir:)

17 Şubat 2011 Perşembe

başkaları da

Gerçeklere bağlılık, gerçeklerimizden feci uzaklaşmışların yaptıklarını görünce "ben de yaşıyor muyum ulen?" e bağlatabilir adamı.

İnsanlar hayal dünyalarında "puslu kıtalar atlası" nı, "suskunlar"ı yaratabiliyor. Hayallerinde gördükleri o kadar net ki, fotoğraf gibi resim yapabiliyor. İçlerini öyle dinleyebiliyorlar ki, sözlere hayat verebiliyor. İnsanlar öyle  programlar yazıyor ki, herşey ekranlara taşınabiliyor. Öyle bir bakıyor ki, tek karede tüm düşündüğünü anlatabiliyor. Öyle oynuyor ki, sanki gerçekten bir "eşkıya" Şener Şen.

Belki yaşım itibariyledir, öyle "ben" le ilgiliyim ki,  bunları değil hep kendimi yazmaya değer görebiliyorum. Öyle kendi isteklerime odaklıyım ki, dışarıya bakamıyorum. Bunları söylerken bile "ben" i şikayet edebiliyorum:)

Baktıklarım  hep  "ben" miyim o zaman?...

7 Şubat 2011 Pazartesi

kişilik bölünmesi

Bazı anlar olur tam olarak "hangisiyim lan ben?" diye kendine bile sorar insan.
Bazen kız olmama rağmen erkeksi tavırlarım,( ki bundan sıyrılmak kısa sürede kolay değildir)
bazen günahın dibine batmışken kendi kendime maneviyatı düşünüp psikoya bağlamak,
Hatta bir filmde Amelie, öbür filmde Asya oluvermek, 
bazen aslında hiç alakam yokken kendimden emin tavırlarım,
İçimde acayip sızlanma isteği varken," kill bill olurum ki ben" tadında düşlerim (ama tabi gerçeğin farkında oluşlarım, sızlanırım hocam)
Kankalarımla başka, akrabalarla başka konuşmalarım(ız),
Hatta çoo..okk başka şeyleri kastederken, mecburen cici kız olmalarım(ız);
bu gibi ortama hatta kendi olmamı istediğim çerçeveye göre kendime bile karakter değişimi hali zannederim en çok kendi cinsimde görülür.
Çeşitli mecralar tarafından fazlaca ayıplanası kategoriler olduğundan, yanındaki insana göre davranma durumunun (belki de ikiyüzlülüktür) komik olduğu  anlar vardır.
Sokakta, evin önünde oynanan saklambacın en heyecanlı yerinde son anda sobelenip, avazım çıktığı kadar farkında olamadan "hay ağızına sıçayım" diye bağırmamın akabinde acilen baba tarafından çağırılma ve bütün konu komşunun duyma ihtimali üzerinden azar işitme, hemen "senin evde ettiğin küfürleri sayıyım mı baba?" savunmasına; "sen benle kendini ne diye aynı kefeye koyarsın bilmem" golünü yedim ve sanırım şu gerçek daha iyi anlaşıldı ben tarafından: küfür edilir, insanız, ama kendi dengine eder ve duyurursun ancak, daha ötesine ayıp olur, ilerde başına iş alırsın!
Daha da genelledim tabi bu durumu, çünkü hiç beklemediğim akrabalar bile çok değişik anlarda acayip farklı hallere girebiliyorlardı, demek ki: hepimizin her konum için kendimiz dışındakilerin yüzü suyu hürmetine/reklamımız için, başka başka kişiler oluverdiği zamanlar vardı.
Elbette bir Uma Thurman (belki kill bill) olmayacağım biraz sonra ancak, haleti ruhiyem ve yanımda olan  insan herşeyi değiştirebilir gerçeği de bir köşede duruyor gibi de.:)

31 Ocak 2011 Pazartesi

Bir filmden çıkınca


"haydi baştan" tadında yaptı beni bu "biutiful" filmi.
Şans faktörünün cümle alemin ömrüne etkisinin büyüklüğü ve dolayısıyla alnın secdeye varma gereksiniminin karesiyle doğru orantısını hatırlattı.
Milyar dolarlık insanlarla, tuvaletini yapmaya aylığının ciddi bir miktarını vermek zorunda olanları getirtti gözümün önüne yeniden.
Yine kendime çevirdim kendimi, :ben neyapıyorum, kendime ne gibi bir faydam var acaba, diğer insanlara olsunlardaydım.
Kendim kendime takılıyor gördüm, yetiyorum elbet kendime ama benden beter olanlar  için ne yapabilirim acaba?
Kendi yağımda huzurla kavrulmak için yaşarken, hayati anlamda desteğe ihtiyacı olanlar için ne yapabilirm ki acaba?
Yapmam gerektiğinin bildiğim, hatta bana faydasını test edip onayladığım eylemleri bile erteler ve görmezden gelirken, muhtaç insanlar gözüme sadece tv/film/fotoğraf /kitap gibi araçlarla gözüktüğünde ne yapmam gerektiğini bilsem de yapar vaziyette olur muydum acaba?
İşte "haydi baştan" noktam tam da burası, neden kendimde o itki yok, sadece kendimle ilgili ve faydalı olan şeyleri bile tam anlamıyla yapamamam/yapmamam niye?
Mesela şu an : yapmam gerekli birkaç şey için kendime bahanem yorgun hissediyor olmam! Bahane mi?şuan resmen evet.:(

30 Ocak 2011 Pazar

"Kırık bir aşk hikayesi" , yön: ömer kavur (1981)


Kopuk kopuk mu yoksa yalınlık mı karar veremediğim, izlerken melankolizmin zirvelerine çıktığım bir filmdi.
Bittiğinde karakterler nedir nasıl düşünür yerli yerinde gayet , ancak replikler biraz tuhaf geldi film boyunca, iletişim kopukluğu çok fazla gibiydi,  belki de buydu sadeliği ve/veya gerçek yanı, bakış açısıdır nihayetinde.
En güzel yanıysa Cahit Berkay'ın mükemmel film müziği ve çekim yeri olan kasaba (artık neresiyse).

Canımın içi yuvam; odam!

en sevdiğim anları yaşıyorum yine..
Tatil güzl geçmeyince bayar da, yeni döneme istekle sarılır ya insan, yeni başlangıçlara, yine her dönem başındaki hatta daha da fazla istek ve özlemle doluyum valla.
hele yurdum, odam, masam, internetim... Sanki aylardır ayrı kalmış gibi girdim odaya, kurdum bilgisayarı..
Alıştığım, bildiğim yeri arıyorum arkadaşım.Seviyorum, özlüyorum, boyuna yer değiştir değiştir ne o öyle...
Aynı yazın 15 günlük tatile gidiyoruz diyip, 3. günden sonra sıkılışımız ve eve döndümüzde evimizin her duvarını öpüşümüz, "seni bir daha asla bırakıp gitmiycez, en güzel yer eviiiiiiim evim" der gibiyim odamda.
İlerde hayalini kurduğum evimde de böyle olurum umarım...
Canım odam, seninle geçireceğim bu son 3 dönemimin her anının kıymetini en iyi şekilde bilmeyi sürdürmek üzere...
Yavaştan okulun bitmesi durumunun üzerimde yarattığı gerginliğin de tüm bunlar üzerinde etkisi var...
Bir de istanbul olsun bana, avrupa yakası olsun, merkezi semtler olsun... deniz yakınımda olsun...boğaz yakınımda.

24 Ocak 2011 Pazartesi

istekler bitmez ki:)

Öldüğüm zaman bile bitmeyecek isteklerimden uzatmalı olanı var bir tane...
illüstrasyon yapabilmek. "Olay yetenek de mi biter?", "sadece kafadaki çizmek istediklerimin varlığı yeterli mi?",
"yine buna da çok uğraşmak gerekir mi?" gibi sorular elbette ki tembelliğimin bir neticesidir.
hayallerim olsun, pratikte göremeyeceğimi düşündüğüm kavramlar olsun, işte bunları somut birşekilde çizip paylaşmak isterdim.

http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQj5w__PXzYpp9eGfNL6mW52peZiel7A-OMaboNGVjZ0bCH1QJDgw

http://www.ihaphulusi.gen.tr/sanalsergi.html

17 Ocak 2011 Pazartesi

gene de kırmadık dümeni

Dinleyip, kızıp gaza gelmek... Sonra çat diye başka bakış açısından bakmaya çalışmak, gördüklerini ve göremediklerini sorgulamak....Bir netliğe kavuşup gene de sonunu tam bağlayamamak.

Kafamı çorbaya çeviren bunlardı.. İşin garip yanı, berraklaştıranın da yine bir nebze önyargıyla yaklaştığım olması.

Hayat ne kadar acımasızca şans dağıtıyor. O an şans rezervinden nasibini alamamışlara nasıl ürpererek bakıyor insan.

Önyargı,  ilk defa balıklama atlamaya çalışmak kadar acı vererek insana dönebiliyor.

Keşkeler de beraberinde kuyruk.

Paya düşen şansla ters orantılı olması alınan derslerin, ibret veriyor.

Ama bunlar ufak ufak biçim değiştirip karşıma çıkacak hep değil mi?

İlk anlarda ama ilk anlarda doğru düşünüp, gaza gelmeden hareket etmeyi acaba ne zaman görebilcem kendimde..

Küfür edilesi durumlarda olan arkadaşım, yanındayım ben...

14 Ocak 2011 Cuma

Bir Fikir

        Duşakabin olur, direkt banyonun tamamı olur, yapılabilme şansına göre, bu zamanda artık banyo yapan insanı müzik dinleme zevkine ulaştırmaları gerekiyor diye düşünüyorum. Banyo duvarına gömülü, dokunmatik ekranlı yankıyı mümkün olduğunca en aza indirecek banyo tesisatıyla, suyun yukardan aşağıya çarpma sesini de en aza indiren bir küvet tipiyle müzik dinleme imkanı hizmete açılmalıdır.
Yada sudan kesinlikle etkilenmeyip kulaklara da zarar vermeyen bir kulaklık da icat edilebilir çözüm olarak.
Bu hizmet biraz su israfına sebebiyet verebilir, ama bu zevk uğruna insanların diğer su harcamalarını en aza indirecek sistemleri  kullanmaları zorunlu tutulursa dengelenebilir.

        Not: Bu tip dokunmatikli, müzikli fikirler tamamen sevgilimin bir ipod-nano hediye etmesinden sonra çıkıyor, benim suçum yok...
        Not: Ama Apple dan çok ümitiyim. Yapar onlar bu ayarda birşeyler.
http://www.youtube.com/watch?v=UAcuIsKNV1w