Kaybolmasın diye yazabileceğim en iyi yer kendi blogumdu:)resmi çekene kadar 2 tepsi pasta biter gibi ettiydi:)
Malzemeler
1 paket margarin (oda sıcaklığında yumuşak olcak, tavada falan değil)
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı nişasta
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı toz veya pudra şekeri
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
aldığı kadar un (kulak memesi olayı)
içi için:
3 elma rendelennip, keyfe göre şekerle tavada ağır ağır kavrulur, indirmeye yakın tarçın koyulacak,
arzuya göre biraz ceviz içi de koyulabilir
100 derecede önceden 15 dk ısıttığımız fırında 200 derecede yarım saatte pişirdik
pudra şekerri tabiki de üstüne serpilerek ikram edilir:)
21 Şubat 2011 Pazartesi
17 Şubat 2011 Perşembe
başkaları da
Gerçeklere bağlılık, gerçeklerimizden feci uzaklaşmışların yaptıklarını görünce "ben de yaşıyor muyum ulen?" e bağlatabilir adamı.
İnsanlar hayal dünyalarında "puslu kıtalar atlası" nı, "suskunlar"ı yaratabiliyor. Hayallerinde gördükleri o kadar net ki, fotoğraf gibi resim yapabiliyor. İçlerini öyle dinleyebiliyorlar ki, sözlere hayat verebiliyor. İnsanlar öyle programlar yazıyor ki, herşey ekranlara taşınabiliyor. Öyle bir bakıyor ki, tek karede tüm düşündüğünü anlatabiliyor. Öyle oynuyor ki, sanki gerçekten bir "eşkıya" Şener Şen.
Belki yaşım itibariyledir, öyle "ben" le ilgiliyim ki, bunları değil hep kendimi yazmaya değer görebiliyorum. Öyle kendi isteklerime odaklıyım ki, dışarıya bakamıyorum. Bunları söylerken bile "ben" i şikayet edebiliyorum:)
Baktıklarım hep "ben" miyim o zaman?...
İnsanlar hayal dünyalarında "puslu kıtalar atlası" nı, "suskunlar"ı yaratabiliyor. Hayallerinde gördükleri o kadar net ki, fotoğraf gibi resim yapabiliyor. İçlerini öyle dinleyebiliyorlar ki, sözlere hayat verebiliyor. İnsanlar öyle programlar yazıyor ki, herşey ekranlara taşınabiliyor. Öyle bir bakıyor ki, tek karede tüm düşündüğünü anlatabiliyor. Öyle oynuyor ki, sanki gerçekten bir "eşkıya" Şener Şen.
Belki yaşım itibariyledir, öyle "ben" le ilgiliyim ki, bunları değil hep kendimi yazmaya değer görebiliyorum. Öyle kendi isteklerime odaklıyım ki, dışarıya bakamıyorum. Bunları söylerken bile "ben" i şikayet edebiliyorum:)
Baktıklarım hep "ben" miyim o zaman?...
7 Şubat 2011 Pazartesi
kişilik bölünmesi
Bazı anlar olur tam olarak "hangisiyim lan ben?" diye kendine bile sorar insan.
Bazen kız olmama rağmen erkeksi tavırlarım,( ki bundan sıyrılmak kısa sürede kolay değildir)
bazen günahın dibine batmışken kendi kendime maneviyatı düşünüp psikoya bağlamak,
Hatta bir filmde Amelie, öbür filmde Asya oluvermek,
bazen aslında hiç alakam yokken kendimden emin tavırlarım,
İçimde acayip sızlanma isteği varken," kill bill olurum ki ben" tadında düşlerim (ama tabi gerçeğin farkında oluşlarım, sızlanırım hocam)
Kankalarımla başka, akrabalarla başka konuşmalarım(ız),
Hatta çoo..okk başka şeyleri kastederken, mecburen cici kız olmalarım(ız);
bu gibi ortama hatta kendi olmamı istediğim çerçeveye göre kendime bile karakter değişimi hali zannederim en çok kendi cinsimde görülür.
Çeşitli mecralar tarafından fazlaca ayıplanası kategoriler olduğundan, yanındaki insana göre davranma durumunun (belki de ikiyüzlülüktür) komik olduğu anlar vardır.
Sokakta, evin önünde oynanan saklambacın en heyecanlı yerinde son anda sobelenip, avazım çıktığı kadar farkında olamadan "hay ağızına sıçayım" diye bağırmamın akabinde acilen baba tarafından çağırılma ve bütün konu komşunun duyma ihtimali üzerinden azar işitme, hemen "senin evde ettiğin küfürleri sayıyım mı baba?" savunmasına; "sen benle kendini ne diye aynı kefeye koyarsın bilmem" golünü yedim ve sanırım şu gerçek daha iyi anlaşıldı ben tarafından: küfür edilir, insanız, ama kendi dengine eder ve duyurursun ancak, daha ötesine ayıp olur, ilerde başına iş alırsın!
Daha da genelledim tabi bu durumu, çünkü hiç beklemediğim akrabalar bile çok değişik anlarda acayip farklı hallere girebiliyorlardı, demek ki: hepimizin her konum için kendimiz dışındakilerin yüzü suyu hürmetine/reklamımız için, başka başka kişiler oluverdiği zamanlar vardı.
Elbette bir Uma Thurman (belki kill bill) olmayacağım biraz sonra ancak, haleti ruhiyem ve yanımda olan insan herşeyi değiştirebilir gerçeği de bir köşede duruyor gibi de.:)
31 Ocak 2011 Pazartesi
Bir filmden çıkınca
"haydi baştan" tadında yaptı beni bu "biutiful" filmi.
Şans faktörünün cümle alemin ömrüne etkisinin büyüklüğü ve dolayısıyla alnın secdeye varma gereksiniminin karesiyle doğru orantısını hatırlattı.
Milyar dolarlık insanlarla, tuvaletini yapmaya aylığının ciddi bir miktarını vermek zorunda olanları getirtti gözümün önüne yeniden.
Yine kendime çevirdim kendimi, :ben neyapıyorum, kendime ne gibi bir faydam var acaba, diğer insanlara olsunlardaydım.
Kendim kendime takılıyor gördüm, yetiyorum elbet kendime ama benden beter olanlar için ne yapabilirim acaba?
Kendi yağımda huzurla kavrulmak için yaşarken, hayati anlamda desteğe ihtiyacı olanlar için ne yapabilirm ki acaba?
Yapmam gerektiğinin bildiğim, hatta bana faydasını test edip onayladığım eylemleri bile erteler ve görmezden gelirken, muhtaç insanlar gözüme sadece tv/film/fotoğraf /kitap gibi araçlarla gözüktüğünde ne yapmam gerektiğini bilsem de yapar vaziyette olur muydum acaba?
İşte "haydi baştan" noktam tam da burası, neden kendimde o itki yok, sadece kendimle ilgili ve faydalı olan şeyleri bile tam anlamıyla yapamamam/yapmamam niye?
Mesela şu an : yapmam gerekli birkaç şey için kendime bahanem yorgun hissediyor olmam! Bahane mi?şuan resmen evet.:(
30 Ocak 2011 Pazar
"Kırık bir aşk hikayesi" , yön: ömer kavur (1981)
Kopuk kopuk mu yoksa yalınlık mı karar veremediğim, izlerken melankolizmin zirvelerine çıktığım bir filmdi.
Bittiğinde karakterler nedir nasıl düşünür yerli yerinde gayet , ancak replikler biraz tuhaf geldi film boyunca, iletişim kopukluğu çok fazla gibiydi, belki de buydu sadeliği ve/veya gerçek yanı, bakış açısıdır nihayetinde.
En güzel yanıysa Cahit Berkay'ın mükemmel film müziği ve çekim yeri olan kasaba (artık neresiyse).
Canımın içi yuvam; odam!
en sevdiğim anları yaşıyorum yine..
Tatil güzl geçmeyince bayar da, yeni döneme istekle sarılır ya insan, yeni başlangıçlara, yine her dönem başındaki hatta daha da fazla istek ve özlemle doluyum valla.
hele yurdum, odam, masam, internetim... Sanki aylardır ayrı kalmış gibi girdim odaya, kurdum bilgisayarı..
Alıştığım, bildiğim yeri arıyorum arkadaşım.Seviyorum, özlüyorum, boyuna yer değiştir değiştir ne o öyle...
Aynı yazın 15 günlük tatile gidiyoruz diyip, 3. günden sonra sıkılışımız ve eve döndümüzde evimizin her duvarını öpüşümüz, "seni bir daha asla bırakıp gitmiycez, en güzel yer eviiiiiiim evim" der gibiyim odamda.
İlerde hayalini kurduğum evimde de böyle olurum umarım...
Canım odam, seninle geçireceğim bu son 3 dönemimin her anının kıymetini en iyi şekilde bilmeyi sürdürmek üzere...
Yavaştan okulun bitmesi durumunun üzerimde yarattığı gerginliğin de tüm bunlar üzerinde etkisi var...
Bir de istanbul olsun bana, avrupa yakası olsun, merkezi semtler olsun... deniz yakınımda olsun...boğaz yakınımda.
Tatil güzl geçmeyince bayar da, yeni döneme istekle sarılır ya insan, yeni başlangıçlara, yine her dönem başındaki hatta daha da fazla istek ve özlemle doluyum valla.
hele yurdum, odam, masam, internetim... Sanki aylardır ayrı kalmış gibi girdim odaya, kurdum bilgisayarı..
Alıştığım, bildiğim yeri arıyorum arkadaşım.Seviyorum, özlüyorum, boyuna yer değiştir değiştir ne o öyle...
Aynı yazın 15 günlük tatile gidiyoruz diyip, 3. günden sonra sıkılışımız ve eve döndümüzde evimizin her duvarını öpüşümüz, "seni bir daha asla bırakıp gitmiycez, en güzel yer eviiiiiiim evim" der gibiyim odamda.
İlerde hayalini kurduğum evimde de böyle olurum umarım...
Canım odam, seninle geçireceğim bu son 3 dönemimin her anının kıymetini en iyi şekilde bilmeyi sürdürmek üzere...
Yavaştan okulun bitmesi durumunun üzerimde yarattığı gerginliğin de tüm bunlar üzerinde etkisi var...
Bir de istanbul olsun bana, avrupa yakası olsun, merkezi semtler olsun... deniz yakınımda olsun...boğaz yakınımda.
24 Ocak 2011 Pazartesi
istekler bitmez ki:)
Öldüğüm zaman bile bitmeyecek isteklerimden uzatmalı olanı var bir tane...
illüstrasyon yapabilmek. "Olay yetenek de mi biter?", "sadece kafadaki çizmek istediklerimin varlığı yeterli mi?",
"yine buna da çok uğraşmak gerekir mi?" gibi sorular elbette ki tembelliğimin bir neticesidir.
hayallerim olsun, pratikte göremeyeceğimi düşündüğüm kavramlar olsun, işte bunları somut birşekilde çizip paylaşmak isterdim.
http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQj5w__PXzYpp9eGfNL6mW52peZiel7A-OMaboNGVjZ0bCH1QJDgw
http://www.ihaphulusi.gen.tr/sanalsergi.html
illüstrasyon yapabilmek. "Olay yetenek de mi biter?", "sadece kafadaki çizmek istediklerimin varlığı yeterli mi?",
"yine buna da çok uğraşmak gerekir mi?" gibi sorular elbette ki tembelliğimin bir neticesidir.
hayallerim olsun, pratikte göremeyeceğimi düşündüğüm kavramlar olsun, işte bunları somut birşekilde çizip paylaşmak isterdim.
http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQj5w__PXzYpp9eGfNL6mW52peZiel7A-OMaboNGVjZ0bCH1QJDgw
http://www.ihaphulusi.gen.tr/sanalsergi.html
17 Ocak 2011 Pazartesi
gene de kırmadık dümeni
Dinleyip, kızıp gaza gelmek... Sonra çat diye başka bakış açısından bakmaya çalışmak, gördüklerini ve göremediklerini sorgulamak....Bir netliğe kavuşup gene de sonunu tam bağlayamamak.
Kafamı çorbaya çeviren bunlardı.. İşin garip yanı, berraklaştıranın da yine bir nebze önyargıyla yaklaştığım olması.
Hayat ne kadar acımasızca şans dağıtıyor. O an şans rezervinden nasibini alamamışlara nasıl ürpererek bakıyor insan.
Önyargı, ilk defa balıklama atlamaya çalışmak kadar acı vererek insana dönebiliyor.
Keşkeler de beraberinde kuyruk.
Paya düşen şansla ters orantılı olması alınan derslerin, ibret veriyor.
Ama bunlar ufak ufak biçim değiştirip karşıma çıkacak hep değil mi?
İlk anlarda ama ilk anlarda doğru düşünüp, gaza gelmeden hareket etmeyi acaba ne zaman görebilcem kendimde..
Küfür edilesi durumlarda olan arkadaşım, yanındayım ben...
Kafamı çorbaya çeviren bunlardı.. İşin garip yanı, berraklaştıranın da yine bir nebze önyargıyla yaklaştığım olması.
Hayat ne kadar acımasızca şans dağıtıyor. O an şans rezervinden nasibini alamamışlara nasıl ürpererek bakıyor insan.
Önyargı, ilk defa balıklama atlamaya çalışmak kadar acı vererek insana dönebiliyor.
Keşkeler de beraberinde kuyruk.
Paya düşen şansla ters orantılı olması alınan derslerin, ibret veriyor.
Ama bunlar ufak ufak biçim değiştirip karşıma çıkacak hep değil mi?
İlk anlarda ama ilk anlarda doğru düşünüp, gaza gelmeden hareket etmeyi acaba ne zaman görebilcem kendimde..
Küfür edilesi durumlarda olan arkadaşım, yanındayım ben...
16 Ocak 2011 Pazar
14 Ocak 2011 Cuma
Bir Fikir
Duşakabin olur, direkt banyonun tamamı olur, yapılabilme şansına göre, bu zamanda artık banyo yapan insanı müzik dinleme zevkine ulaştırmaları gerekiyor diye düşünüyorum. Banyo duvarına gömülü, dokunmatik ekranlı yankıyı mümkün olduğunca en aza indirecek banyo tesisatıyla, suyun yukardan aşağıya çarpma sesini de en aza indiren bir küvet tipiyle müzik dinleme imkanı hizmete açılmalıdır.
Yada sudan kesinlikle etkilenmeyip kulaklara da zarar vermeyen bir kulaklık da icat edilebilir çözüm olarak.
Bu hizmet biraz su israfına sebebiyet verebilir, ama bu zevk uğruna insanların diğer su harcamalarını en aza indirecek sistemleri kullanmaları zorunlu tutulursa dengelenebilir.
Not: Bu tip dokunmatikli, müzikli fikirler tamamen sevgilimin bir ipod-nano hediye etmesinden sonra çıkıyor, benim suçum yok...
Not: Ama Apple dan çok ümitiyim. Yapar onlar bu ayarda birşeyler.
http://www.youtube.com/watch?v=UAcuIsKNV1w
Yada sudan kesinlikle etkilenmeyip kulaklara da zarar vermeyen bir kulaklık da icat edilebilir çözüm olarak.
Bu hizmet biraz su israfına sebebiyet verebilir, ama bu zevk uğruna insanların diğer su harcamalarını en aza indirecek sistemleri kullanmaları zorunlu tutulursa dengelenebilir.
Not: Bu tip dokunmatikli, müzikli fikirler tamamen sevgilimin bir ipod-nano hediye etmesinden sonra çıkıyor, benim suçum yok...
Not: Ama Apple dan çok ümitiyim. Yapar onlar bu ayarda birşeyler.
http://www.youtube.com/watch?v=UAcuIsKNV1w
10 Ocak 2011 Pazartesi
90larda çocuk olmak mı dediler (1)
Sosyal Medya'da 90'larda çocuk olmak lafı geçip, bir de leblebi tozu denince ne kadar net hatıralar canlandı gözümde.
Leblebi tozuna bayılıyor olmam, dedemin kendi işletemeyip devrettiği bakkaldaki Bekir Bakkal'la devamlı oturması, bakkalın bizim evin altında olması hasebiyle benim illaki oraya gitmem ve dedemin bana harçlık verişi. "Elik kızım" deyişi. Külaha doldurulan leblebi tozuna yumulup akabinde de öksürüklere boğulmam...
Şapşalca birşey olmasına rağmen bende tebessüm oluşturuyor olması , tıpkı şu an ders çalışıyor olmam yerine blog yazıyor olmam gibi garip kaçabiliyor.
Ama bu nostaljik konulara anıları seven biri olarak devam etmek isterim.
Leblebi tozuna bayılıyor olmam, dedemin kendi işletemeyip devrettiği bakkaldaki Bekir Bakkal'la devamlı oturması, bakkalın bizim evin altında olması hasebiyle benim illaki oraya gitmem ve dedemin bana harçlık verişi. "Elik kızım" deyişi. Külaha doldurulan leblebi tozuna yumulup akabinde de öksürüklere boğulmam...
Şapşalca birşey olmasına rağmen bende tebessüm oluşturuyor olması , tıpkı şu an ders çalışıyor olmam yerine blog yazıyor olmam gibi garip kaçabiliyor.
Ama bu nostaljik konulara anıları seven biri olarak devam etmek isterim.
6 Ocak 2011 Perşembe
UTANMAK
Sezon sonu indiriminden tatlı fırsatlar yakalayıp, tiyatromu da izleyip, akşam sıcak mutfağımızda mısır patlatıp birimizin sorunu üzerine konuştuktan sonra haberlerin birinde *Hindistan Yeni Delhi'de çalıştırılan çocukları görmek. (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalGaleriHaber&Date=27.05.2009&ArticleID=978311&PAGE=6).
*National Geographic in Türkiyede çektiği fotoların arasında yaşlı bir kadının sırtında kendinden büyük bir torbayla çöp toplamış bir suretini görmek.
*Utanma duygusu.
Ve muhtemelen birşey yapamayınca arka plana atacağımı bildiğim vicdan azabım.
İşin kötü tarafı "şuan yapmakla yükümlü olduğum şeylerin bile ne kadarını yapıyorum?" sorusunun,
"başka insanların sorumluluğunu ne kadar paylaşabilrim?" sorusuna cevap niteliğinde olduğunu farkediyorum.
Kendi yapmam gerekenlere neden odaklanamıyorum sorusunun cevabı nerde ?
Yatıp film izlemek veya daha boş ama uğraştırmayıcı şeyler beni daha fazla huzurlu yapmaz ve aksine saçma sapan başka düşünceleri kurmama neden olabilirken
neden kolay ama vicdan azabımın sınırlarını genişleten şeyler seçiyorum?
Kendimde kalıcı olarak birşeyleri değiştirebilir miyim?
Bakalım neleri değiştirebiliyoruz.
edit: eh idare ederiz ama eksikler mevcut
*National Geographic in Türkiyede çektiği fotoların arasında yaşlı bir kadının sırtında kendinden büyük bir torbayla çöp toplamış bir suretini görmek.
*Utanma duygusu.
Ve muhtemelen birşey yapamayınca arka plana atacağımı bildiğim vicdan azabım.
İşin kötü tarafı "şuan yapmakla yükümlü olduğum şeylerin bile ne kadarını yapıyorum?" sorusunun,
"başka insanların sorumluluğunu ne kadar paylaşabilrim?" sorusuna cevap niteliğinde olduğunu farkediyorum.
Kendi yapmam gerekenlere neden odaklanamıyorum sorusunun cevabı nerde ?
Yatıp film izlemek veya daha boş ama uğraştırmayıcı şeyler beni daha fazla huzurlu yapmaz ve aksine saçma sapan başka düşünceleri kurmama neden olabilirken
neden kolay ama vicdan azabımın sınırlarını genişleten şeyler seçiyorum?
Kendimde kalıcı olarak birşeyleri değiştirebilir miyim?
Bakalım neleri değiştirebiliyoruz.
edit: eh idare ederiz ama eksikler mevcut
5 Ocak 2011 Çarşamba
Net telefon konuşması:)
sesini güzelce duymak ne güzel. Gülmek telefonda bile olsa. Artık başka şeylere kolayca odaklanabilirim.
Acaba NEDİR NEDİR?
Yaptığımda mutlu olacağımı bildiğim, aksi için önümde hiçbir somut engel olmayan (benden başka) devamlı olarak ertelediğim şey.
Aslında birkaç şeyin birden tanımı oldu.
İnsan kendine niye engel olur?
Aslında birkaç şeyin birden tanımı oldu.
İnsan kendine niye engel olur?
TAŞANLARDIR amacım
Yetmedi sanırım, facebook, twitter, arkadaşlarımla konuşmak falan yetmedi, taşıyor , öyle bir didiklemek ki bu çene yetmiyor düşüncelere.
Bir kenarda dursun herşey, okunmasın tanıdıklarım görmesin hatta , ben yazmış olayım, istediğimde paylaşırım nasılsa.
Bir kenarda dursun herşey, okunmasın tanıdıklarım görmesin hatta , ben yazmış olayım, istediğimde paylaşırım nasılsa.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


