21 Ağustos 2011 Pazar

Alacaklarım Çok Birikti

#1   WACOM BAMBOO :  
Grafik tabletleri/ona benzer şeyleri, ilk Google'a özel günlerde illüstrasyon çizen adamın videosunu izlediğimde görüp, ağzımı hayret ve bu imkanın yapılmış olmasına sevinerek açmıştım.
Tabii geç kalan, araştırıp soruşturmayan ve maymun iştahlı da olan ben ve "kim bilir ne pahalı şeylerdir" diye iç geçirdiğim o cihazları kolayca  unutmuşkeeeeen, ilüstrasyon sitelerinde gezine gezine bu şeylerin ederini, hangi markaların tutulduğunu az çok öğrenmeye başladım. 
Meğer o kadar da uçuk şeyler değilmiş, ama henüz hiçbirine el sürmemiş olmak, aldığımızda mevcut olması gereken yazılım bilgilerinden filan henüz bihaber olmak hala tereddütlerimi ve karasızlığımı sürdürüyor.  Emin adımlarla sora sora baka baka alacağım istediğimi. 

19 Ağustos 2011 Cuma

Canım Ciğerim -Asmalımescit

İsme bakıp da benim gibi ciğer sevmeyenlerin soğumaması gereken bir mekanmış. Asmalımescit'te girince 5 dk yürümeden hemen solda kalıyor inerken.
Servis çabuk, mekan oldukça kalabalık (girmek için 10-15 dk bekledik) yiyeceklerde ise çeşit az ama (et şiş ya da ciğer şiş, masadaki yeşillik, ezme, lavaş falan otomatik geliyor) lezzet öz, neyi neyle verdiğin önemli çünkü. O acılı ezmeyi neyle koyarsan koy yedirir adama, bu iki kere iki dört. Yetmemiş bir de yeşilliği, közü lavaşı, sumaklı soğanı ve biber turşusunu da koymuşsun, yanında ne getirirsen yenecek o. Yani işi bilip işe gitmeyenlerden.
Zaten resimde görüldüğü kadar şiş geliyor, sonunu getirene kadar et soğuyup tadını yitiriyor ama işte bu yanında verdikleri, adama her şeyi yedirir. Bu sebepten etin çok tadını alamadım yalan yok, ama güzel doyduk. Hesap işini öğrenemedim, kaça çıktık bilmiyorum. Bence gayet de gidilesi bir yer, yalnız yedikten sonra soğandı acıydı, bunları hesap ederek gitmek lazım, aksi takdirde rahatsız edici olabilir, çünkü yeniliyor:)

18 Ağustos 2011 Perşembe

Üsküdar'a Giderken


ne güzel birşey geldi geçti hayatımızdan. Bir mühendis konuşuyordu, bir mühendis çekiyordu. Onun gözüyle canlanıyordu. Animasyon vardı abi, hem de ne şekerdi. Toplam 13 bölüm yayınlandı ama ben o kadar durup durup açtım ki, her birini herhalde 3 kere falan izlemişimdir. Hep bir mesaj vardı  "hayallerinin peşinden koş" diye, bir yandan da sanki bizler vardık orda, Erkan Can vardı. Babaydı, "Ruhsar"'dan sonra ilk defa bir komedi dizisinde ölmüş olsa da görünebilen, peydah olabilendi. :) Tabi benim gördüklerim arasında ilk:) Hele arada klip mılip çekmiyorlar mıydı? yerlere yattımdı yerlere...
Ve ne yazık ki, yurdum insanı izlemedi, kitle sınırlı kaldı. Pazar günleri 11:15 e kadar verilen "Çok Güzel Hareketler Bunlar"  hepimize Türk nüfusunun ciddi anlamda ergen barındırdığını ispatladı.
Bizler de boynu bükük kaldık.Bu.

Bizim yenge

Eveeet aile dizilerinde en son nerede kalmıştık? Canım Ailem miydi? aslında "Üsküdar'a Giderken" de bence bir aile sıcaklığındaydı ama kıydılar, hiç utanmadan sıkılmadan kıydılar canım diziye. Neyse, 1. bölümü izledikten sonra Canım Ailem dizisinden çok da uzaklaşmadığımızı, İlker Aksum'dan, Şebnem Bozok'tan ve koca yanak'tan da görüyoruz.
Bunların hepsi bir yana genç Türk aktörler arasında en en en beğendiğim, en sesine ve duruşuna, o her role girişine hayran olduğum adam olan Yetkin Dikinciler ve Üsküdar'a Giderken de bayıla bayıla izlediğim, Vicdan filminde tanımaya başladığım Tülin Özen var. Duyduk ki dizi Kuledibi Senaryo Grubundan çıkmış hayırlı olsun, bizim gönlümüz rahmetli Sulhi Dölek'te kaldı ama artık ruhuna dua etmek lazım ancak.
İlerleyen bölümlerde neler olabileceğini göriciğiz inşallah, reyting işi tamammış.

İlave: şuan 27 Aralık 2011, son birkaç haftadır dizi mındar oldu, gerçekçiliği gitti, karadenizli gibi konuşamayanlar topluluğuna dönüştü. Samimiyeti de biraz bozuldu, yarışmalı bölüm faciaydı. Meğer senarist değişmiş. Olmamış, hiç olmamış.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

inside man

Sıradan bir Amerikan filminden başka bir özelliğini göremedim ben, yeterince detay yok ve içine savaş suçlarıyla ilgilii birşeyler katınca çok onurlu ve ruhu olan bir filmmiş gibi gösterilmeye çalışılınıyor izlenimi verdi bana. Ulan, bir hafta içinde hepsi şüpheli olan "rehinelerin" salıverilmesi, hadi saldın takip edilmemesi, hadi etmedin, banka etrafının bu kadar kısa sürede normale çevirip bırakılması nasıl birşeydir?
 Valla bizim buralarda adamlar hala suç isnat edilmeden kaç aydır hapis yatıyor, kaldı ki vekil seçiliyor da gene çıkamıyorlar bunlar anasını satayım "birşey oldu ama?"  diye kalıyorlar. Cık beğenmedim:( ben Türkiye'de yaşıyorum arkadaş, böyle şeylere alışık değilim. Harry Potter izlerim daha iyi.

14 Ağustos 2011 Pazar

zıtlık

yarın erken kalkmam lazım ya, hiç uykum yok daha.

Sahur yapıp yatmam lazım ya, hala karnım çok tok, (bi koca tabak makarnanın üstüne o kısıra hiç bulaşmayacaktım)

hep bilgisayarı kurcalayasım, "acaba başka ne indirecektim de unuttum?" düşünceleriyle nette dolanasım var.

facebook ve twitter ı kapayınca, tüm paylaşımlarımın burda toplancak olması hoşuma gitti ya, durup durup kayıt yazasım var:)

torrent meğer canmış

Şimdi bu ganimeti görünce, mağaramdan bu kadar geç çıkmakta neden ısrarlı olduğumu anlayamıyorum. Dünya varmış meğersem yahu! Ne istersem tak diye buluyorum . 
Nankörlük etmek gibi olmasın, o kadar ekmeğini yedim DC ++ ın de ama hep aynı şeyler, farklı bir şey taratınca yok:(
Dünyaya asıl şimdi mi açıldım acaba gibi şeyler soruyorum artık kendime,öyle sevdim yani.
Nazar değip de virüs neyin bulaştırmazsak ne ala!

20 Mart 2011 Pazar

zeytinli cevizli tuzlu kurabiye

malzemeler
1 çb yoğurt
1çb sıvı yağ
yarım paket tereyağı(125 gr)
1 paket kabartma tozu
1 yumurta (sarısı üstüne)
1 paket kabartma tozu
zeytin
ceviz (iri dövülmüş)
1 tatlı kaşığı sirke
1 çay kaşığı tuz (zeytin çok tuzluysa daha az olabilir)
1 fiske şeker
(aldığı kadar un)(kulak memesi mevzuu)


13 Mart 2011 Pazar

aynı fotoğraf karesi

Şimdilerde cereyan eden her türlü aile kurumunun oluşumu ve genişlemesi mevzularında, mutluluğun bir parçası: hepberaber olmak.

Maalesef, hayatımın en güzel yıllarında annemle babamın ayrılması, hele bu şoku atlattıktan sonra daha da hissedilir derecede rahatsız edici.

Yeğenimin doğumunda bile birinin hastaneye girmesi, öbürünün çıkmasına bağlıydı.

Şimdi baktığımda, sanıyorum hiçbir mutlu günümde aynı fotoğraf karesine giremeyeceğiz. Daima ortam gergin olacak, daima ailenin içinde olması gereken kutlamaları minimum düzeyde geçsin diye çabalamakla ve  uktelerimizle yaşayıp gidicez.


Tek duam, eğer bir aile kurabilirsem, bunları onlara yaşatmayayım hiçbir zaman. Elbette kimse istemezdi ama n'olur ben bunun içinde bir daha hiç olmayayım.

bu cuma

efenim, bu cuma, aylardır beklenen, 3 haftadır kesin kararı verilip, planları yapılmış, namı diğer dikiş makinamı alacağım kısmetse. Singer Fashion 4205
kendisinin yeni başlayanlar için ideal olduğunu, olayı iyice kapana kadar nazımı ve acemiliğimi çekeceğini umuyorum. Bu satın alma planlarıyla, evvelden var olan dikiş takımlarımı bulamamak beni ayrıca bir masrafa sokacağa benzese de, yapacak birşey yok, bu duygusal dönemimimde bana iyi bir arkadaş olması dileğiyle:)

edit: yoğun tavsiyeler üzerine dün Tradition 2259 u almış bulunuyorum, vatana millete hayırlı uğurlu olsun.


hemen bir etek denemesine giriştim amma, zalim ödevler bırakmıyor ki bitirelim! tabi acemilik te olunca, uzun sürebilitesi kaçınılmaz.

6 Mart 2011 Pazar

gelecek gelecek mi haftasonusu

Görünce depreşiliyor işte.
Öyle kafelerde, buluşmaya çalışıp, birbirimizi görmeye, hasret gidermeye çalışmak artık zor geliyor.
Hemen bu girdiyle kafa onunla hayat planlamaya başlıyor tabi.
En ufak detaylar geliyor insanın aklına. Cinsiyet gereği bi didikleme söz konusu, Allah vergisi ona yapacak bişey yok.
Kare kare herşey.
Eğer varsa ömrüm, bu gidişatta bi aksaklık olmazsa yapmak ve yaşamak istediğim şeyler tabiki arşa varıyor kolaylıkla.
Tek bi kelimede toplamak istersek : huzur tabiki...

5 Mart 2011 Cumartesi

UKTE

ben ne güzel dikiş dikecektim, öğrenecektim.
Kendi hayallerimdekileri yapabilecektim, beğendiğim kumaşları alabilecektim:(
Olmadı yar. :(
Aklım başıma geldiğinde vakit yoktu, vakit olduğunda öğretecek yoktu, hevesimi kıran da çoktu.
Ama içimde ukte kaldı:(
Öğrenip de dikerim diye aldığım kumaşları kıyıp da terziye bile götüremiyorum ki:(
Taksitle makineye mi girsem acaba, boş oldukça kurcalar, öğrenirdim birşeyler....
Evdekini bozmuştum en son:(

21 Şubat 2011 Pazartesi

elmalı pasta (tarif Ordu' dan)

Kaybolmasın diye yazabileceğim en iyi yer kendi blogumdu:)resmi çekene kadar 2 tepsi pasta biter gibi ettiydi:)

Malzemeler
1 paket margarin (oda sıcaklığında yumuşak olcak, tavada falan değil)
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı nişasta
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı toz veya pudra şekeri
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
aldığı kadar un (kulak memesi olayı)

içi için:
3 elma rendelennip, keyfe göre şekerle tavada ağır ağır kavrulur, indirmeye yakın tarçın koyulacak,
arzuya göre biraz ceviz içi de koyulabilir

100 derecede önceden 15 dk ısıttığımız fırında 200 derecede yarım saatte pişirdik
pudra şekerri tabiki de üstüne serpilerek ikram edilir:)

17 Şubat 2011 Perşembe

başkaları da

Gerçeklere bağlılık, gerçeklerimizden feci uzaklaşmışların yaptıklarını görünce "ben de yaşıyor muyum ulen?" e bağlatabilir adamı.

İnsanlar hayal dünyalarında "puslu kıtalar atlası" nı, "suskunlar"ı yaratabiliyor. Hayallerinde gördükleri o kadar net ki, fotoğraf gibi resim yapabiliyor. İçlerini öyle dinleyebiliyorlar ki, sözlere hayat verebiliyor. İnsanlar öyle  programlar yazıyor ki, herşey ekranlara taşınabiliyor. Öyle bir bakıyor ki, tek karede tüm düşündüğünü anlatabiliyor. Öyle oynuyor ki, sanki gerçekten bir "eşkıya" Şener Şen.

Belki yaşım itibariyledir, öyle "ben" le ilgiliyim ki,  bunları değil hep kendimi yazmaya değer görebiliyorum. Öyle kendi isteklerime odaklıyım ki, dışarıya bakamıyorum. Bunları söylerken bile "ben" i şikayet edebiliyorum:)

Baktıklarım  hep  "ben" miyim o zaman?...

7 Şubat 2011 Pazartesi

kişilik bölünmesi

Bazı anlar olur tam olarak "hangisiyim lan ben?" diye kendine bile sorar insan.
Bazen kız olmama rağmen erkeksi tavırlarım,( ki bundan sıyrılmak kısa sürede kolay değildir)
bazen günahın dibine batmışken kendi kendime maneviyatı düşünüp psikoya bağlamak,
Hatta bir filmde Amelie, öbür filmde Asya oluvermek, 
bazen aslında hiç alakam yokken kendimden emin tavırlarım,
İçimde acayip sızlanma isteği varken," kill bill olurum ki ben" tadında düşlerim (ama tabi gerçeğin farkında oluşlarım, sızlanırım hocam)
Kankalarımla başka, akrabalarla başka konuşmalarım(ız),
Hatta çoo..okk başka şeyleri kastederken, mecburen cici kız olmalarım(ız);
bu gibi ortama hatta kendi olmamı istediğim çerçeveye göre kendime bile karakter değişimi hali zannederim en çok kendi cinsimde görülür.
Çeşitli mecralar tarafından fazlaca ayıplanası kategoriler olduğundan, yanındaki insana göre davranma durumunun (belki de ikiyüzlülüktür) komik olduğu  anlar vardır.
Sokakta, evin önünde oynanan saklambacın en heyecanlı yerinde son anda sobelenip, avazım çıktığı kadar farkında olamadan "hay ağızına sıçayım" diye bağırmamın akabinde acilen baba tarafından çağırılma ve bütün konu komşunun duyma ihtimali üzerinden azar işitme, hemen "senin evde ettiğin küfürleri sayıyım mı baba?" savunmasına; "sen benle kendini ne diye aynı kefeye koyarsın bilmem" golünü yedim ve sanırım şu gerçek daha iyi anlaşıldı ben tarafından: küfür edilir, insanız, ama kendi dengine eder ve duyurursun ancak, daha ötesine ayıp olur, ilerde başına iş alırsın!
Daha da genelledim tabi bu durumu, çünkü hiç beklemediğim akrabalar bile çok değişik anlarda acayip farklı hallere girebiliyorlardı, demek ki: hepimizin her konum için kendimiz dışındakilerin yüzü suyu hürmetine/reklamımız için, başka başka kişiler oluverdiği zamanlar vardı.
Elbette bir Uma Thurman (belki kill bill) olmayacağım biraz sonra ancak, haleti ruhiyem ve yanımda olan  insan herşeyi değiştirebilir gerçeği de bir köşede duruyor gibi de.:)