11 Eylül 2011 Pazar

Olabileceğin en iyisi en güzeli!

Emine Ülker Tarhan'ın sevgili kızı Tuğçe Tarhan! Resmen hayallerimin gelinliğini giymişsin! Hele o saç
hele o duvak, neredeyse  tam olabileceğin en iyisi olmuş, bravo  bravo!:))

10 Eylül 2011 Cumartesi

Herkes Yurda Dönsün Ulen

Başlarda oh ne güzel sessiz sedasız diyodum. Kafamı dinliyorum ders mers de yok diyodum.
Ama valla insan ses istiyor arkadaş, bu nedir, 4 katlı yurtta bir elin parmaklarını geçmiyor sayımız, diğerleri nerde zaten bilmiyorum. Benim kat morgdan daha sesli/canlı değil. Belki de fırtına öncesi durumlardır bilemedim.

çok özledim seni Behzat Ç.



Dizin Ocak'ta başlıyomuş, Filmin Ekim'de vizyona giriyomuş, olmuyor ki böyle, valla çok özledim!

9 Eylül 2011 Cuma

ölmezsem

  • Yarın istediğim kadar uyuycam.
  • Elimdeki kitaplardan birine sardırcam, nerdeyse 3 haftadır hiç açamadım kapaklarını.
           Seçenekler:  1- Milan Kundera - Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği
                              2- Sait Faik Abasıyanık - Lüzumsuz Adam
                              3- Sait Faik Abasıyanık - Şimdi sevişme vakti ve diğer şiirleri (Pek şiir sevmem ama bakalım)
                              4- Oğuz Atay - Tutunamayanlar (belki bu sefer bitiririm) :) (belki bu sefer daha yakın hisseder, onu anlarım)

Şıkulaaaaapsss!

Noldu şimdi bitti mi? Tamam daha defter işi var ama bitti mi?

Fazlaca duygu iniş çıkışıyla, hergün farklı bir bakış açısıyla gittim geldim stajlarıma.
Gerçekten her gün işten dönüşte kafamda başka fikir, başka seçenek, 30 tane ihtimal, 40 tane farklı istek.
Mala bağladım iyice. Aynı sektörün farklı kanallarını görerek kendine yol seçmeye çalışmak da zor arkadaş. Mezuniyete yaklaşmak stresli iş vesselam.

Hayır madem sen kendi içinde kararsızlıklar, tutarsızlıklar yaşıyorsun, bırak içinde kalsın ya, bırak dursun o orda.
Bi çeneni tut da her aklındakini sese çevirme. Yakınındakiler de sinir sahibi olmasın bırak.

Ama tabi madem fiziksel olarak bitti bu staj, buyrun şu anki fikrim:
Sonuç olarak; bu yaz gözlemlediklerim arasından iş kolları olarak şöyle düşünüyorum şu an:
*Üst yapı dizayn = ukte = prestij (tezat biçimde genelde para sıkıntısı çok)
*Zemin Etüd= Düz
*Zemin tasarım = Spesifik
*Planlama= Oldukça Esnek (her dalın ihtiyacı)= Kendi işini yapmaya güzel hazırlık =İşletmecilik
*İhale Hazırlık= Tam içinde bulunamadım ama bana heyecanlı göründü=planlamayla paralel çoğu zaman
Ama evvela
** Bir şantiye bitirmek =  şart

7 Eylül 2011 Çarşamba

Kapı Önü Gevezeliği

Az evvel Öyle Bir Geçer Zaman Ki'nin yeni sezon ilk bölümünü izledim.
Ders programı hazırlayacak olmanın heyecanını bile yenip, bir iki bir şey kenara yazmadan edemedim.
Evvela, Osman'ı bir daha ağlatmasınlar, olmamış, o da küçük çocuk neticede, her şeyi mükemmel yapamayabilir, ağlayamamış işte, çok zorlama olmuş!

Osman kadar Berrin de ağlayamıyor kuzum. Hele annelik hiç olmamış, " çocuğumu istemeyerek doğurdum anneliği" de çok yapmacık. Kendim Hakan'la evlenmişim de ondan çocuk yapmışım gibi üzülüyorum tam, o sahte ağlama, o tuhaf  " annelik" tavırları beni dizinin havasından alıp dışarı atıyor gibi gibi.Bunlara rağmen görüntü hakkaten süper perişan olmuş, gayet başarılı. O derbeder havayı soluduk onla.

Ve ve tabi ki Hakan'ın babası her zaman favorim, o adam sanırım dizide bana en gerçek gelen adam. Sesi olsun, hareketleri olsun, sanki gerçekte de Ekrem Tatlıoğlu. O kulağıyla oynaması falan bayılıyorum bayılıyorum. Vurulduğu sahneyi hala unutamıyorum, gördüğüm en iyi vurulan adam o :)
Aylin de güzelliğine güzellik katmış arkadaş! Afetti zaten, 3 le çarpmış kendini, saçlar kaşlar (özellikle kaşlarına bayılıyor ve de çok kıskanıyorum)  falan derken kıyafetleriyle de on numaraya yaklaşmış, güzelliğini seyretmekten varsa da bi yanlışını yakalayamadım sanırım, bu güzelliğin hayrını görsün diyoruz burdan tüm hemcinsleri olarak. Nazar etmemeye çalışıyoruz efem.

Tahminen o Jale kesin patronun kızı çıkacak, Mete o garson kıza aşık olduktan sonra klasik bir Türk filmi vakası izleyeceğiz orda biz. Tehditler falan.

Eğer Aylin ölmezse ki bence ölmez, kesin Soner'in gözü dönecek sinirden ve üzüntüden, dolayısıyla bu sezon kavuşur onlar. Zaten Murat çok sinir bozucu olmaya başladı, hele de o saçlarla.
Berrin'e çok yazık olmuş yalnız. Bir genç kızın en kötü 2. ya da 1. kabusu olsa gerek sevmediği bir adamla evlenmek mecburiyetinde kalmak ve bir de ondan çocuk sahibi olmak. Şimdi Ahmet'le nolur bilemedim onu.

5 Eylül 2011 Pazartesi

Lan?

Sabah akbilimi unutmuşum
"Aylık yükleyecektim ya, döneyim de alayım" dedim.
Gittim aldım, metrodan çıkınca bi baktım sanki akbili bedava dağıtıyorlar, öyle sıra var !
Tam "lan bu sıraya girilir mi" diye karar vermeye çalışıyorum, koskocaman ve de kıpkırmızı yapıştırmışlar yazıyı :
aylık indirimli öğrenci seyehat kartı : 70 TL
Allah razı olsun, çok yardımcı oldular. Hemen metroya inip, makinadan bi 10-20 TL yükleyip gideyim yoluma dedim.
Makinada da akbil gişesini aratmayan bir kuyruk mevcuttu tabi, hiç pratik olamayan ve sırada benden önde olan onlarca güzel insanı bekledim evet.
Neyse koşa koşa otobüs duraklarına koştum, benim her sabah tam zamanında kalkan sevgili otobüsüm bugün sırf ben geç  kaldım diye olsa gerek, tam 35 dakika sonra geldi.
Tam kuyruktaki asabi ahali, açılan kapıdan içeri dalıp basıp gideceğimizi zannederken , şöför önce indi sonra kapıları falan kapadı gitti, lan 5 dk oldu yok, 10 dk oldu yok. Hareket amirliğinde bu kadar ne işi olabilir diye düşünürken, kuyruktaki insanlar falan iyice sinirden saçmalamaya başladılar artık.
Meğer adam işemeye gitmiş, bunu da gayet tabî olarak söylüyor, kendini kaybetmiş ahaliye.
Neyse efenim biz artık bindik, gitmeye çalışıyoruz, tam köprüye girdik vınlıyoruz, ben de o sırada kendimi test ediyor Sezen Aksu'nun "Düğün" şarkısını ağlamadan hıçkırmadan dinlemeye çalışıyorum, arkada amcanın biri bayılmış/fenelaşmış ve koskoca otobüste bir gıdım su yok iyi mi?
Kolonyalı mendilimin bile olmayışına bu sefer de başka bir açıdan hayıflandıktan sonra neyseki adamı kendine getirmişler.
Öğlen yemeğinde de bembeyaz bluzumla ve bir önceki yazımda aldığımı ilan ettiğim eteğe köfte sosu döktüm, o kesin nazardır tabi:)
Akşam özene bezene temizlik malzemeleri alıp, 4 makine çamaşır attım.
 Bütün yıl hayvan gibi çalışan çamaşırhane, bomboş yurtta bir benim çamaşırların yüküne dayanamamış, isyan etmiş. Bir baktım ki, sigortalarını attırmış:( Ben  düğmeyi kaldırıyorum, makinalar çalışıyor, tam gidicem, gene atıyor, rahat 5 kere yaşadım bunu. Eeh!
Baktım bu böyle olmayacak, gittim güzelcene abdestimi aldım, şimdi bir daha deneyeceğim, biz buna orta okulda mı, lise de mi kontrollü deney diyorduk:)
Bi bakıp geleyim o zaman:)

26 Ağustos 2011 Cuma

Veeeee Beklenen an GEldiiiiiiiii!

Sabahtan beri bir içimdeki sevgi kelebeği daha fazla duramadı canlandı çıktı benden,
 mutluyum , mutlusun, mutlu olmalılar diye diye, hop hop seke seke, günü ve haftayı, ve kalan 1 haftalık stajımı da saymazsak dönemi kapatıyoruz arkadaşım!
Daha da güzeli, anamı babamı, gardaşlarımı, biricik ve de içi dolu turşucuk yeğenimi, tabi ki de canımın datlı köşesi kankalarımı, eşi dostu akrabayı, nartanem sevgilimi GÖRECİĞİİM!!!

Tabi ki azcık da olsa bayramlık bakmadan gidemezdim, elbette bunu yapmadan olmazdı....
Ve evet o eteği aldım! BKZ: MANGO

25 Ağustos 2011 Perşembe

arkadaş tavsiyesi candır:) modern sabahlar

radyoya olan soğukluğumu tamamen çözen programdır. Tanıtan arkadaşlara selam olsun:))
İstanbul'dan çekmeyince ve her dakka da net başında olmayınca, podcast denen yararlı icattan programları indirip (bkz:http://www.radyoodtu.com.tr/podcast.asp?chid=1)  dinliyoruz.

Sabah sabah yürürken salak salak gülen insanların sebebi böyle şeyler olabiliyormuş demek ki dedim, yürürken, bilimum toplu taşıma araçlarında falan, milletin suratına doğru kıs kıs gülüyorum valla, sefam olsun, ömrüm uzasın!

Şiddetle tavsiye edilir efenim:) Gençlik geyiğe doysun:)



24 Ağustos 2011 Çarşamba

kırklanmak lazım, olmuyor böyle

Yaz başından beri kişilik sahibi, azimli, her türlü cin fikrin sahibi bir sürü sivri sinekle beraber yaşadım.
Evet başlarda çok mücadele ettim, önce kan dökülmesin diye, kendime "off" sürdüm, koktu bana sevmedim.
Sonra, elektrolikit aldım, ancak %50 filan etkili olabiliyor maalesef:(
En son da, yapıştırmalı pencere sineklik tülü aldım.
Ama az evvel anladım ki, bu kanı bu sinek emecek arkadaş, emerken de, bir o kulağımı bir bu kulağı en son raddesine kadar taciz edicek ki bi iyice uyanayım. O tül pencerede durmayacak, tabi ki yapışkanları tam tutmayacak tülü takana kadar. Bi yapışsa üstüne pencereyi örtüp bekletecektim ama nasip değilmiş, kendimi dördüncü kattan atma seviyesine gelince durdum.
Bir şey değil bir kere uyanınca en az 2-3 tane avlamadan yatmıyorum ama gene de bana mısın demiyor namuzsuzlar. Kevgire döndü her yerim.
Velhasıl kelam, o tülü takacam diye, içerde ışık, pencere sonuna kadar açık, kabak gibi hedef haline getirdim kendimi, kim bilir şu anda göremediğim kaç sinek, aç karnını benimle doyuracak.
Üstelik daha ben bu saat oldu akşam yemeği yemedim ulan!

23 Ağustos 2011 Salı

nolur sezon tanıtımı yapmayın !



Zorla mı yaptırıyorlar nedir? Mecbur musunuz acaba?
Dizi karakterlerini dizinin çok dışında bir şekle ve danslara büründürüp, içinde her diziye atıfta bulunmaya çalışan bir şarkımsı şeyle amaç nedir?
Zaten dizilerin tanıtımı dönüp durmuyor mu?
Misalen, oraya tek yakışan kişi Beyazıt Öztürk olmuş, neden? adam kendini gösteriyor çünkü,  öbürleri, kendi kılıklarıyla dizi karakterlerini gösterir gibi yaptırılıyorlar oluyor mu hiç? 
Esefle kınıyorum seni kanal d! Ben dizi oyuncularını böyle görmek istemiyorum arkadaşım, bi kere de beni salla kanal d, bi kere!

22 Ağustos 2011 Pazartesi

bugün

3 günde canavara dönüşen soğuk algınlığım beni doktora gitmeye teşvik etti
Okulun içinde sağlık merkezi vardı ama ne komiktir ki bir adet eczane/mini eczane gibi bir şey yoktu.
Hem eczane işini görürüm hem de karnımı da doyururum diyerekten Beşiktaş'a gittim.
Not: Bir hastaya en iyi ilaç:



 1- tavuk suyuna çorba  











2- Haşlama  








Diğerlerini başka zaman sayarım artık.:))

Neyse yemeğimi yedim zar zor, kafam zonkluyordu çünkü ilacı da aldım, derhal yurda geri dönmeye çalışıyorum.
Beşiktaş çarşıdan çıkmadım henüz, birkaç liseli ya da liseyi yeni bitirmiş yaşta görünen genç "bir soru sorabilir miyiz? çok kısa dediler" 
ben hayır diyen bakışımı sözle de ifade edecekken,  bir yandan kafam zonklamaya devam ediyor, önümü zor görüyorum.
"UEFA kupasını ilk kaldıran Türk takımını biliyor musunuz?" dediler, 
Soruyu anlamadan " hayır, hiç bilmiyorum" dedim, 
Yanlarından geçerken "5 te 2 oldu abi" dediler
Anladım ki bir iddiaya tutuştular ve kızlara bu soruyu yöneltiyorlar. 
Yanlarından geçtikten sonra ne sorduklarını düşündüm, kimseye hastaydım geçiştirdim demeyecektim elbette, ama keşke gerçeği çarpıtmasaydım dedim kendime, o kadar bihaber değil bu kızlar spordan/futboldan, bilmek zorunda değil kimse elbette ama biliyodum lan!

ne alakası var?

Abicim, adamın biri kızın tekini şort giyip ayaklarını uzattı diye tartaklayıp aşağılıyor, millet de dincilerin car car bağırması olarak, "din özgürlüğünün" yarattığı baskı olarak bakıyor.
"bu peygamber denen insanlar kendi zamanlarında kendi çıkarları paralelinde oluşturdukları din adı verilen öğretilerinin, ileride nasıl kitlesel facialara yol açacağını kestirememişlerdir veya kestirmişler fakat umursamamışlardır."
gibi yorumlar yapıyor. Peki bu cümleler o otobüsteki adamın yaptığı saygısızlıktan çok mu farklı, bu bir "inanmama özgürlüğü" altında küfür değil mi? Birinin yaptığı yanlışı herkese mal etmek değil mi?
Saygıyı unutuyor herkes, saygısızlığa söverken saygısızlık yapılıyor. Bir dine/kuruma/topluluğa mensup görünen/mensubu olan herkes bağlı olduğu şeyin gerekliliklerini doğru biliyor, doğru yorumluyor, doğru uyguluyor diyebilir miyiz? Onu okuyor, nedir, ne değildir, araştırıyor en azından diyebilir miyiz?
Diyemeyiz arkadaşım. Bu yüzden her bu tip yanlış yapana "dinci" diyemeyiz, İslamı veya başka bir inancı suçlayamayız.


Katıldım Gülmekten

Ekşisözlük'ün yaran olaylar başlığı muhakkak okunmalı!

21 Ağustos 2011 Pazar

Çok Organize bir İş olmuş ama

Nasıl bir gayrettir bu. Hırsızın alenen "Günahım çoktur, gelin iftar edelim" deyip, millete sandviç ile meyve suyu dağıtıp, gelenleri de soymak nasıl bir gayrettir.
Aynı tabut dümeni gibi olmuş yani. 
Civar Tarlabaşı civarı, çok  şaşmamak mı lazım acaba?