21 Ekim 2012 Pazar

E o zaman..


iş-ev-lilik-ben



Birden çok iş.
Hepsini yapmak istiyorum. hatta daha da yapmak istediklerim var.
Yorucuymuş abicim. acayip yorucuymuş hem de.
Haftaiçi 09:00-18:00 artı bir de cumartesi 13:00 e kadar iş.
Haftasonları akşamları 3'er saat de kurs dersek.
Evin işleri. 
E elim de çok hızlı sayılmaz. 
Keyfime de düşkünüm. 
Hepsi birarada adamı biraz ağlatıyormuş kardeş. 
şimdi bir pazar günündeyim. İşler bana bağırıyor artık "hadi" diye. 
Ben de Münir Nureddin Selçuk açtım, blog okuyorum.
Bak yetmemiş bir de yazmaya başlamışım.
Böyle Bozcada'da güneşin altında elimde kitap, denizin mis gibi kokusu ve hafif esen rüzgarın altındaki o huzuru hatırlıyorum şimdi. "Beze var acur vaar!" 
Neyse tamam.
Gaza basayım da işleri bitirebilirsem , acık kitap keyfi yapayım en azından...


26 Eylül 2012 Çarşamba

........

İstemek görmekle alakalıdır ağırlıkla.
İhtiyaç görmeden de hissedilir ama istemek görmekle olur ancak.
Belki de görmeden istemek yaratıcılıkla ilgilidir ancak. O da bende yoktur.

28 Ağustos 2012 Salı

Ba yıl dım!

Paşabahçe'nin Armada mağazasını gezdim bugün, ne kadar şirin, cici şeyler vardı öyle, dibim düştü valla.

Daha dekoratif öğelere yer vermişler, ağır şeylerin yanında çok modern aksesuarlar vardı.

Masa örtüsü gibi tekstil ürünleri de var...

Biraz tuzlu tabi fiyatlar, ama bir o kadar da şık...

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Değişim

İTÜ'ye inşaat fakültesi dışından bir rektör gelmiş, inanamıyorum.

Sevgili okulum şimdi nasıl değişecek acaba?

Dilerim %100 ingilizce lisans eğitiminden derhal vazgeçilip, adam gibi dil eğitimi verilebilir, temel yapmadan çatı konmaya çalışılmaz, dil öğrenmenin başka, meslek öğrenmenin başka şey olduğuna kanaat getirilir.

özlüyor ve seviyorum  seni İTÜ... 

29 Temmuz 2012 Pazar

SERENAD

Zülfü Livaneli'nin son romanını almıştım plaja giderken.
Onun okuduğum ilk ve tek kitabı Mutluluk'tu ve epey zaman önceydi.
Serenad'ı genel anlamda beğendim diyebilirim ama amaları var.
Kurgu sonuna doğru daha da güzelleşiyor ama başlarında anlam veremediğim noktalar var.
Belki benim cahilliğimdendir ama bir memurun babaannesinin Ermeni olduğunun ortaya çıkmasının işine neden engel olacağını anlayamadım.
Toplumsal sorunları işlemek istiyordu evet de, hem anneanne hem babaannenin bu tip hikayeleri bence biraz zorlamaydı. Zorlamaydı işte. Kitap da bu durumun şaşırtıcılığının farkındaydı falan ama her şeyi bir yere tıkıştırmak gibi geldi bana. Bunlar bir araştırma kitabında şahane olabilirdi, ama bir roman için biraz fazla geldi bana.
Sonra kitap biraz fazla belgesel havasındaydı, kurgunun tam kavranması için yapılmıştı belki ama fazla göze batıyordu. Devamlı  Nazi dönemine ait gerçek hikayelerle romandan uzaklaştım. İzlediğim bir kaç belgeselin birleşimini andırıyordu artık bana. Devamlı bir bilgi sokuşturması, "dur şu anıyı, bu hikayeyi de anlatayım" havası yok değildi sanki. Belki de Nazi Almanya'sının bilgilerinin kitapta da bahsedilen kısmının çoğunu hiç bilmeseydim bu hava oluşmazdı, aksine daha çok severdim. .Böyle daha çok sevildiğini gördüm de.

Tabi bunlar naçizane kendi hissiyatım, sefil edebiyat bilgimle koca koca yazarları bilmiş bilmiş eleştirmek istemem. Gene de kitaptan aldığım zevke göre bir not vermek istersem :

6.9/10


http://www.dogankitap.com.tr/kitap/Serenad-1462

24 Temmuz 2012 Salı

ve evlendimm

Bir süredir evliyim, :)        

Daha tam alışamadım bu duruma:) oturduğumuz evi yerleştirmeye gelmişim de akşam tekrar babamın evine dönecekmişim gibi hala...
Düğün videomu izleyemiyorum, izledikçe yoruluyorum, ama fotoğraflara sonsuza dek bakabilirim.
Çok yorucu bir süreçti hakkaten.
Kınaymış, bohçaymış, davetli listesiymiş, masa organizasyonuymuş, gelenlerin listesinin çıkarılmasıymış, kalacak yer ayarlamaymış falan derken yorulduk.
Bir de böyle organizasyonlarda anası babası ayrı olmayacak insanın arkadaş, daha da üzücü, yorucu, gerici.

Düğün geldi ve geçti ama nasıl geçti bitti hala idrak edemiyorum. O düğün nasıl bitmiş olabilir. 80 masayı karşılamak kolay değildi çünkü.  Herkesi tek tek görmek "hoşgeldiniz" demek isteği ve bu işin yoruculuğu, 800 kişiyi karşılamakla geçecek bir düğün söz konusuydu, zor olanı başardık ama, vıcığımız çıktı. 

Tatil seçimimizi Bozcada'dan yana kullandık, müthişti. Çok dinlendiriciydi.




6 Haziran 2012 Çarşamba

Sigortalı İsmail Abi


Leyla ile MecnunLeyla ile Mecnun

Bizim okulda Leyla ile Mecnun'un söyleşisi olmuştu, sınavım mı vardı neydi, gidememiştim.

Az evvel söyleşiden bir parça izledim. Neden böyle konuşuyor bu insanlar (izleyiciler) bilemedim.
Bir halt anlamadım sorulanlardan, konuştuklarından, daha doğrusu konuşamamalarından.
Bir düzey eksikliği midir, bir ne konuştuğunu bilememe midir? Şaklabanlık mıdır? Hayal dünyası mıdır? Nedir bu? Ben çözemedim.
Belki de empati kuramıyorum, ne haltsa artık.

Leyla ile Mecnun'a gelince:
Dizide her şey olabiliyor. Hiçbir şey mükemmel gitmiyor, hiçbir şey hep komik ya da hüzünlü gitmiyor. Herkes birilerini kaybedip kazanabiliyor. Sevinci ve kederi aynı ölçüde tadabiliyor.
Diziye dair hiçbir şey sormazdım herhalde. Öylece izlemeyi seviyorum ben onu, bu niye böyle, ya da o nolcak sonraki bölümlerde kimse anlatmasın.

Özel şeyler sorardım ben orda olsaydım.
-Burak Aksak bunları bu genç yaşında nasıl yazıyor, nerden geliyor bu ilham onu sorardım. Bu sonucun arkasındaki birikim nedir acaba? Dizideki tüm laflar aynen onun mu onu sorardım.
-Bu oyuncular bu karakterleri nasıl bu hale getirebiliyor onu sorardım. Hele İskender karakteri..
-Mümtaz Taylan, canım, o kadar seviyorum ki, sezon finalinde kalp krizi de geçirttiler zaten acayip meraklardayım.
- Burak Aksak'ın dizide yapmak isteyip de yapamadığı şeyleri sorardım. Elinde olmayan şeyleri. Tabi bir de yapmak istemeyip de yaptığı şeyleri.
-Ve tabi Serkan Keskin.. Onun dizideki halleri, onun sahneleri ayrı bir güzel. Merak ediyorum o tonlamaları kendi mi uyduruyor, yoksa planlı mıydı bunların hepsi?
Bir de ıslıklar da kendi eseri mi acaba? Islıklar favorim
Diziyi aynen izliyorum tabi ama gene de naçizane fikrimi söylemek gerekirse, yeni Leyla'larla bi olmadı sanki, iki Leyla beni açmadı pek. Aslında Şirin farklı bir renkti tabi, aptal Arda gitti, zeki Şirin geldi gibi oldu, bir leyla gitti, hemen başkasına aşık oldu gibi de olmadı, aynı tema da işlenmedi böylece ama belki de eski aşk ortamı (normal olarak) olmadığı için alışamadım ben. Yeni sezonda neler olacak hakkaten merakla bekliyorum. Aynı şeyleri pişirip koymaması açısından güveniyorum aslında, ama gideni de aratmazsa süper olur.

Canım çok

Canım çok Şam fıstığı çekti beee

tuzlu tuzlu


29 Mayıs 2012 Salı

Kaybetmekten Korksak Beşiktaş'ı Tutmayız


Merak ediyorum

Sultan diye bir dizi çıkıyormuş. Bir tek fragmanını gördüm otobüste giderken.
Merak ettim, öyle bütün kıvrımlarını fıstık gibi gösteren, mis gibi de göğüs dekoltesi olan çok şahane bir kırmızı elbiseyle doğu bölgelerinin neresinde kıvırta kıvırta yürüyebiliyormuş kızlar ?

Biraz sahici olsalar ne iyi olurmuş. (fragmana yönelik konuşuyorum tabi sadece)





28 Mayıs 2012 Pazartesi

Behzat'a uzanan eller kırılsın!


Behzat Ç.'ye uzanan eller kırılsın!

Ankara polisiyesinin dün geceki bölümü, sevenleri tarafından ''Behzat'a uzanan eller kırılsın'' sloganları eşliğinde Kızılay'da izlendi.



'Behzat Ç.' dizisi sevenleri Başkent'in merkezi Kızılay'da bir araya gelerek dizinin bu haftaki bölümünü izledi. Kızılay Yüksel Caddesi'nde toplanan kalabalık grup, Çankaya Belediyesi'nin kurduğu dev ekranda diziyi kaldırımlara oturarak izledi. Etkinliğe katılan Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, halkın ilgi gösterdiği kültür sanat etkinlikleri arasında 'Behzat Ç.'nin çok özel bir yer tuttuğunu ifade ederek, dizinin yarattığı sevgi ortamının değerli olduğunu söyledi. 

Tanık, şöyle devam etti: 
''Halkın içinden, halkın nabzını tutan bir dizi olduğunu düşünüyorum. 'Behzat Ç.' ile ilgili son günlerde yaşanan çeşitli polemikleri kayda değer bulmuyorum. Asıl olan vatandaşın ilgisi ve sahiplenmesidir. Onu da her yerde görüyoruz. Yurttaşın her yerde ilgiyle izlediği bir dizi ve görsel sanat şöleni. Her şeyin ötesinde bir Ankara polisiyesi. Ankara'ya sahip çıkmak adına Ankara polisiyesine sahip çıkmak gerektiğini de düşünüyorum.'' 

Etkinliğin düzenleyicilerinden Raşit Ünver de MHP Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen tarafından diziye ilişkin 3 kez Meclis'e önerge sunulduğunu hatırlattı. Ünver, ''Biz de internet üzerinden kitlelere ulaşmaya çalıştık. Amacımız dizinin sevenleri olarak sessiz bir tepki göstermek'' diye konuştu. 'Behzat Ç.' sevenleri, dizinin reklam aralarında ''Behzat'a uzanan eller kırılsın'', ''Ankara uyuma, 'Behzat Ç.'ne sahip çık'' sloganları da attı. (AA)

27 Mayıs 2012 Pazar

Gelinlik MAceram Volume # 3

Maceranın Ankara ayağında olayı çözdük.
En çok beğendiğim gelinliği biraz modifiye ediyoruz.
Modelin daha net resimlerini bulduk.

Resimdeki ben değilim tabi:)
Demetrios 1420